Tüketicinin Sessiz Direnişi: Sokak Lezzetleri ve 'Exit' Teorisi
Gündemin her zaman en sıcak maddesi ekonomi. Bunu doğrudan sayılarla değil, sokak lezzetleri ve davranışsal siyaset üzerinden okuyabiliriz.
Gündemin her zaman en sıcak, en can sıkıcı ve en çok konuşulan maddesi ekonomi. Ancak enflasyonun veya alım gücünün toplumsal etkilerini sadece grafikler, yüzdeler veya aylık açıklanan resmi/gayriresmi veriler üzerinden okumak zorunda değiliz. Siyaset bilimi ve sosyoloji, sokağın nabzını tutmak için bize harika araçlar sunar. Bunlardan biri de doğrudan midye dolma, simit veya nohutlu pilav tezgahlarının önünde her gün sahnelenen sessiz bir politik tiyatrodur.
Gelin bu durumu, Albert O. Hirschman'ın ünlü "Çıkış, Ses ve Sadakat" (Exit, Voice, and Loyalty) teorisi üzerinden, sokak lezzetleri ekseninde inceleyelim.
Hirschman Sokakta Ne Arar?
Hirschman’ın 1970 tarihli bu klasik teorisi, bir kurumdaki, ülkedeki veya piyasadaki bozulmaya (kalite düşüşü veya fiyat artışı) karşı bireylerin verdiği tepkileri üçe ayırır:
Ses (Voice): Şikayet etmek, itiraz etmek, durumu düzeltmek için talepte bulunmak.
Çıkış (Exit): Sistemi veya ürünü terk etmek, alternatif aramak, sessizce uzaklaşmak.
Sadakat (Loyalty): Kuruma/markaya olan bağlılık sebebiyle bozulmaya rağmen kalmaya devam etmek (ya da 'Ses' çıkarmayı seçip kalmak).
Şimdi bu kavramları İstanbul'un köşe başlarındaki o tanıdık kırmızı arabalara, simitçilere veya gece yarısı sığınılan midye tezgahlarına uyarlayalım.Ses: "Usta, Bir Simit Nasıl Bu Kadar Olur?"
Sokak lezzetleri, doğası gereği ulaşılabilir, hızlı ve "halkın" yemeğidir. Fiyat/performans eğrisi bozulmaya başladığında, tüketicinin ilk refleksi genellikle "Ses" çıkarmaktır.
Midyenin tanesi bir anda iki-üç katına çıktığında veya bir simit, pastane poğaçası fiyatıyla yarışmaya başladığında tezgahın önünde o tanıdık diyaloglar başlar: "Usta bu ne, alt tarafı bir simit yiyeceğiz?" veya "Midyenin boyu küçülmüş ama fiyatı uçmuş!"
Tüketici burada itiraz ederek (Ses), satıcıyı bir şekilde fiyatı veya kaliteyi dengelemeye zorlar. Çünkü sokak satıcısı ile alıcı arasındaki ilişki, süpermarket kasasındaki kadar soğuk değildir; arada bir diyalog ve mahalle kültürü vardır.
Sadakat: Ritüelden Vazgeçememek
Fiyatlar artmaya devam etse bile, bir kesim tüketici için "Sadakat" devreye girer. Vapurda martılara simit atma ritüeli, Kurtuluş'ta veya Yeşilköy'de yürüyüş sonrası yenen o üç-beş midyenin verdiği haz, porsiyon küçülse de, fiyat artsa da kişiyi tezgahta tutar. Bu sadece mideyi doyurmakla ilgili değil, şehrin kültürel hafızasına ve kişisel rutinlere duyulan bir bağlılıktır. Tüketici mırın kırın eder (Ses), ama yine de o parayı öder (Sadakat).
Çıkış: Tüketicinin Sessiz Direnişi
Ancak ekonomi belli bir kırılma noktasını geçtiğinde ve şikayet etmenin (Ses) hiçbir işe yaramadığı, satıcının da "Benim suçum yok, una/limona zam geldi" diyerek çaresiz kaldığı o an geldiğinde... İşte o zaman "Çıkış" (Exit) başlar.
Bu, en tehlikeli ve en sessiz tepkidir. Tüketici artık tezgahın önünde pazarlık yapmaz, şikayet etmez. Sadece başını çevirip yoluna devam eder. Bir zamanlar 10-15 tane yediği midyeyi tamamen hayatından çıkarır, sabahki simit-peynir ritüelini evden getirdiği bir dilim ekmekle değiştirir.
Siyasette "Çıkış" sandığa gitmemek veya ülkeyi terk etmekken; gastronomide "Çıkış", bir lezzetin kültürel bellekten yavaş yavaş silinmeye başlamasıdır. Sokak lezzetlerinin tenhalaşması, tüketicinin alım gücünün düşmesine verdiği en net, en rasyonel ve en sessiz yanıttır.
Bugün sokak tezgahlarının önünden geçerken yaşananları sadece bir "yemek" pratiği olarak görmek eksik olur. O tezgahlar, Hirschman'ın teorisinin her gün canlı olarak test edildiği birer mikro-siyaset alanıdır. Tüketici sessizleşiyorsa, o sessizliğin içinde büyük bir ekonomik itiraz ve "Çıkış" yatıyordur. Sokak lezzetlerinin lüks haline gelmesi, sadece midemizin değil, şehrin ruhunun da yoksullaşması demektir.
İstanbul’da doğup büyümek; sanatla siyasetin kesiştiği, her köşesinde tarih barındıran bu şehirde topluma ve insana dair merakımın erken yaşta şekillenmesini sağladı. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler alanındaki akademik yolculuğum ise bugün kültür, politika, medya ve güncel meselelere dair akademik referanslarla zenginleştirilmiş yazılar üretmeme olanak tanıyor. Sanat ve siyaset arasındaki ortak kümeye duyduğum ilgi, dijital yayıncılık alanında disiplinlerarası bir bakış açısıyla içerik üretmemi mümkün kılıyor. Çevrimiçi kültür platformu Dergi ARA'da yazar ve içerik küratörü olarak yer alıyor, platformun dijital ve sosyal medya iletişimini yöneterek kolektif bilinci besleyen içerikler üretiyorum. İletişim alanındaki deneyimlerim bu yaratıcı sürece ivme kazandırırken, İstanbul’un çok katmanlı yapısı üretimlerimde en büyük ilham kaynaklarımdan biri olmaya devam ediyor.

