top of page
IMG_8944.JPG

İstanbul'un İtalyan Gözü: Fausto Zonaro

  • Halenaz Ekmekçiler
  • 1 gün önce
  • 5 dakikada okunur

Ankara Resim ve Heykel Müzesi'nin koleksiyonu dört tabloyla başladı. 1976'da Millî Eğitim Bakanlığı'ndan devredilen bu kurucu eserler arasında Osman Hamdi Bey'in "Silah Taciri", Vasili Vereşçagin'in "Timur'un Mezarı Başında" ve Fausto Zonaro'nun "Genç Kız Portresi" yer alıyordu. Başka bir deyişle müze, Zonaro olmadan açılamazdı. Bu ayrıntı, ressamın Osmanlı sanat tarihindeki yerini tek başına özetler niteliktedir: Zonaro, bir yabancı değil, bu toprakların görsel belleğinin kurucu seslerinden biridir.


Padova'dan Pera'ya: Bir Karar Anı

Fausto Zonaro, 1854'te Kuzey İtalya'nın Padova kentine bağlı Masi kasabasında dünyaya geldi. Babası duvarcı ustasıydı ve oğlunun aynı mesleği sürdürmesini istiyordu. Ama Zonaro'nun doğrultusu farklıydı. Lendinara'daki teknik okulda desen öğrendikten sonra dönemin önde gelen akademilerinden Verona'daki Accademia Cignaroli'ye girdi; usta ressam Napoleone Nani'nin atölyesinde çalıştı. Roma Güzel Sanatlar Akademisi'nden diplomasını aldı, Paris Salonu'na tablolar gönderdi. Kariyeri düzenli bir çizgide ilerliyordu — ta ki 1891'e kadar.


O yıl eşi Elisa'nın isteğiyle İstanbul'a gelen Zonaro, planladığı kısa ziyaretin ötesinde şehre tutuldu ve kalmaya karar verdi. Haliç’in sabah sisinden yükselen minareler, Pera'nın kozmopolit gürültüsü, çarşıların rengi ve Boğaz'ın her an değişen görünümü — bunlar bir ressam için sadece manzara değil, tükenmez bir malzemeydi. Başlangıçta kentsel sahneleri ve manzaraları bir Pera tüccarına satarak geçimini sağladı. Yabancı elçilikler tarafından himaye edilmeye başlandı; Teşrifat Nazırı Münir Paşa'nın eşine resim dersi verirken dönemin en önemli sanat çevrelerine adım attı ve Osman Hamdi Bey ile tanıştı. İstanbul ona yavaş yavaş açılıyordu.


Ressam-ı Hazret-i Şehriyari: Sarayın İçinden Bakış

1896, Zonaro'nun kaderini değiştiren yıl oldu. Rus Büyükelçi Nelidov, ressamı Sultan II. Abdülhamid ile tanıştırdı. Tanışmanın vesilesi, Zonaro'nun haftalarca hazırlanarak tamamladığı bir tablo oldu: "Ertuğrul Süvari Alayı Köprüde" Ressam, Ertuğrul Süvari Alayı'nı her Cuma köprüden geçerken defalarca gözlemlemiş, o kalabalığı, o ritmi içine sindirmiş, sonra tuvale aktarmıştı. Sultan tabloyu çok beğendi. Kısa süre önce hayatını kaybetmiş olan saray ressamı Luigi Acquarone'nin yerine Zonaro getirildi. Unvanı artık Ressam-ı Hazret-i Şehriyari'ydi — Padişah Hazretleri'nin Ressamı.


Bu unvan yalnızca bir onur değil, aynı zamanda bir pencereydi. Zonaro, Osmanlı sarayının törenlerine, gündelik hayatına ve iç dünyasına erişebildi. II. Abdülhamid'in portresini yapan tek ressam olarak tarihe geçti. 1898'de kendisine Beşiktaş Akaretler'de bir konak tahsis edildi; masraflar devlet tarafından karşılanıyordu. 1905'te sultandan yeni bir sipariş geldi: İstanbul'un fethini konu alan tablolar. Zonaro bu sefer tarihe el attı. "Fatih'in İstanbul'a Girişi" adlı eserinde kendini de bir yeniçeri figürü olarak resme gömdü — sanatçının, içinde yaşattığı bu şehrin tarihine ortak olma isteğinin sessiz bir itirafı gibi.


Saray döneminin bir diğer önemli boyutu ise Zonaro'nun yalnızca resim değil, kurumsal bir miras da inşa etmiş olmasıdır. Yıldız Çini Fabrikası'nın porselen tabakları üzerine figürlü çalışmalar yaptı; açılması planlanan Eski Silahlar Müzesi'nin kurulmasında görev üstlendi. Ressam, bu topraklarda kendini gerçek anlamda yerleşmiş hissediyordu.


Ressam Şehzade ile Bir Dostluk

Zonaro'nun İstanbul yıllarında sarayın çok ötesine geçen bir ilişki kurduğu isim, dönemin *"Ressam Şehzade"*si Abdülmecid Efendi'ydi. Sultan Abdülaziz'in oğlu olan şehzade, resme derin bir tutku besliyordu; "Harem'de Goethe" ve "Harem'de Beethoven" gibi eserleriyle hem Osmanlı'da hem de Avrupa'da dikkat çekiyordu. Zonaro, anılarında bu dostluğu sıcak bir dille aktarmaktadır: Beşiktaş'taki konağına taşındığından itibaren Abdülmecid Efendi'nin başkâtibini mahsus selamlarla kendisine gönderdiğini, tablolarının fotoğraflarını armağan ettiğini yazar. Şehzadeyi "sanat aşkı ile dolu, nazik bir insan" olarak nitelendirdiği bu satırlar, iki ressamın meslektaşlık kadar kişisel bir bağ kurduğunu gösterir.


Bu dostluk, Zonaro'nun İstanbul'daki konumunu da aydınlatır. O, sarayın resmi ressamı sıfatıyla görevi icabı çalışan biri değil; kentin entelektüel ve sanatsal dokusuna gerçekten sinen, yerli sanatçılarla fikir alışverişi yapan bir isimdi. Ankara Resim ve Heykel Müzesi'nde Zonaro'nun "Genç Kız Portresi"nin Abdülmecid Efendi'nin eserleriyle aynı koleksiyonda yer alması, bu ilişkinin somut bir yansımasıdır.


İstanbul'u Resmetmek: Bir Şehrin Görsel Hafızası

İstanbul'da geçirdiği yirmi yıl boyunca Zonaro, binden fazla eser üretti. Bu üretimin kapsamı, onun şehri salt estetik bir konu olarak değil, anlaşılması gereken bir dünya olarak gördüğünü ortaya koyar.


Tarihi sahneler — fetih, törenler, askeri alaylar — bu üretimin yalnızca bir bölümünü oluşturur. Diğer bölümde tamamen farklı bir Zonaro vardır: sabah balık tutan tekneleri, Boğaz kıyısındaki yalıları, dervişlerin sema ayinlerini, Galata Köprüsü'nün kalabalığını, çarşı esnafını resmeden bir gözlemci. 1907'de II. Abdülhamid'in tahta çıkışının 31. yıldönümü dolayısıyla düzenlenen sergide yer alan "Gün Doğarken Balıkçılar", "Rufai Dervişleri", "Arzuhalciler" gibi eserler, sarayın değil sokağın ressamını gösterir.


Zonaro'nun İstanbul'u resmetmedeki özgün yöntemlerinden biri de eşi Elisa'nın fotoğraflarından yararlanmasıydı. Elisa Zonaro, İstanbul'daki ilk yıllarında Paris'e giderek fotoğrafçılık öğrendi ve kente döndüğünde şehri, mahalleleri ve insanları sistematik biçimde fotoğraflamaya başladı. Hatta harem kadınlarını fotoğraflayarak sarayın resmi portrecisi unvanını alan tek kadın oldu. Müzedeki "Genç Kız Portresi"nin de Elisa'nın çektiği bir fotoğraftan yapıldığı, müze kataloglarında kayıt altına alınmıştır. Bu çalışma biçimi, Zonaro'nun sanatını bir belgeleme pratiğiyle örtüştürdüğünü gösterir; resim ile fotoğraf, bu ailenin elinde birbirini besleyen iki araç hâline geldi.


Peki Zonaro'nun İstanbul'u gerçek bir bakışla mı, yoksa Avrupalı seyircinin beklentileri çerçevesinde mi resmettiği sorusu bugün hâlâ tartışılmaktadır. Oryantalizmin egzotik kalıplarına başvurduğu eserler de var, gündelik dürüstlüğü ön plana çıkardığı eserler de. Sanat tarihçisi Erol Makzume'nin tespiti bu gerilimi iyi özetler: "Herkes onu oryantalist olarak tanıyordu ama etiketlerle pek ilgilenmiyordu." Bu belirsizlik, Zonaro'yu sınıflandırmanın güçlüğünü ortaya koyduğu kadar, sanatının zenginliğini de açıklar.


Vedanın Rengi: Sirkeci'den Sona

Zonaro'nun İstanbul yıllarını bitiren şey sanat değil, politikaydı. 1908'de II. Meşrutiyet ilan edildi, Abdülhamid tahttan indirildi. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin iktidarıyla birlikte saray mensuplarının mülklerine el konuldu; Zonaro unvanını ve Akaretler'deki konağını yitirdi. Osmanlı-İtalyan ilişkileri hızla gerginleşiyor, 1911'de patlak verecek olan Trablusgarp Savaşı'nın gölgesi ufukta beliriyordu.

20 Mart 1910'da Fausto Zonaro, eşi Elisa ve dört çocuğuyla birlikte Sirkeci Garı'ndan Simplon-Orient Express'e bindi.


İtalya'ya döndüğünde önce Roma'ya yerleşti ve atölyesinde İstanbul manzaraları yapmayı sürdürdü. Ancak artık şehrin kendisi yoktu önünde — yalnızca Elisa'nın yıllar içinde biriktirdiği fotoğraflar ve belleğin doldurduğu boşluklar. Osmanlı-İtalyan savaşının yarattığı gerilim, İstanbul'u konu alan bir sanatçıya karşı olumsuz tutumların doğmasına yol açtı; Zonaro San Remo'ya çekilerek büyük ölçüde İtalya peyzajlarına yönelmek zorunda kaldı. Buna karşın en çok ilgi toplayan ve satılan eserleri, İstanbul dönemine ait tablolar olmaya devam etti.


1924'te İstanbul anılarını kaleme aldı. Kitap, o hayattayken basılamadı. Yıllarca bir aile arşivinde bekledi; Türkiye'de ancak 2008'de yayımlanabildi: Abdülhamid'in Hükümdarlığında Yirmi Yıl. 19 Temmuz 1929'da San Remo'da hayatını kaybetti. Mezar taşında adının altında bir Osmanlı tuğrası yer alıyor. Ve şu sözcükler: Osmanlı İmparatorluğu'nun saray ressamı.


Bir Koleksiyonun İçinde Kalmak

Ankara Resim ve Heykel Müzesi'nin "Genç Kız Portresi"ni kurucu eser olarak seçmesi tesadüf değildir. Müzenin misyonu, Osmanlı'nın son döneminden Cumhuriyet'e uzanan görsel tarihi korumak ve aktarmaktır; Zonaro ise tam bu köprünün üzerinde durmaktadır. Bir İtalyan ressamın gözünden yansıyan İstanbul, Osmanlı dönemi Türk ressamlarının eserlerinin hemen yanı başında sergilenmektedir — bu bir çelişki değil, bir bütünlük çabasıdır.


Zonaro İstanbul'u bırakmak zorunda kaldı. Ama tuvalleri kaldı. Onlarca yıl boyunca Akaretler'deki konağında, Boğaz kıyısında, Galata'nın sokaklarında biriktirdiği bakış, bugün müzelerin sessizliğinde ziyaretçileri beklemeye devam ediyor.


Fausto Zonaro'nun eserleri başta Dolmabahçe Sarayı, Topkapı Sarayı, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, Ankara Resim ve Heykel Müzesi ve Pera Müzesi olmak üzere pek çok koleksiyonda yer almaktadır. Hatıratı Türkiye'de "Abdülhamid'in Hükümdarlığında Yirmi Yıl" adıyla yayımlanmıştır.


Halenaz Ekmekçiler

Yorumlar


Bize Ulaşın

 

© 2035 by ARA. Powered and secured by Wix 

 

bottom of page