Gargantua - François Rabelais
Gargantua bir 16. yüzyıl eseri. Tıpkı oğlu Pantagruel gibi...
İkisi de dev, ama dev deyince korkmayın sakın, sevimli, nazik, komik ve elbette her dev gibi yemek yemeyi çok seven devler bunlar. Biraz da dönemin şövalyelerine öykünüyorlar. Savaştı, ganimetti, anlaşmaydı derken bildiğin biz insanlar gibi yaşayıp gidiyorlar kendi halklarının içinde.
Kitap, ilahi Rabelais, dedirten bir ön sözle başlıyor. Daha bu kısımda olmayan bıyıklarınızın altından gülebilirsiniz bence ki bu da bir başlangıç sayılır sonrası için. Sonrası... Gargantua'nın soyu, annesi Gargamelle'in hamileliği, nihayet minik devin doğumu, çocukluğu, ergenliği, üstü başı, yemesi içmesi şeklinde giden bir büyüme süreci var. Eğitimini de unutmayalım arada. Sırada Paris'e gitmesi, Parislilerle tanışması var. Ama ne tanışma...Notre Dame'ın çanlarını çalması yok mu, gerçekten çalması ama, çalıp eve götürmesinden bahsediyorum. Bu kadar da olmaz dediğinizi duyuyorum ama Gargantua için olmaz diye bir şey yok.
Gargantua aşağı Gargantua yukarı diye diye okumaya devam. Annesinin sol kulağından doğduğunu da söylememiştim size değil mi, doğar doğmaz "içki, içki" diye bağırdığını da. Tam gerisini siz düşünün diyecekken aklıma son bir şey daha geldi. Bu devcik ne yaptı, söylemezsem, çatlarım. Notre Dame'ın -gene Notre Dame- kulelerinin ardından onu oraya sıkıştıran insanların üzerine işedi ve tam iki yüz altmış bin dört yüz on sekiz kişiyi boğuverdi, kadınlar ve küçük çocuklar bu sayıya dahil değil. Başka detay yok artık maceraları hakkında.
Bu ilkel devimiz aldığı eğitimle zamanla değişecek, hikâyenin sonunda Rabelais'nin ideal insanına dönüşecek. Savaşa girecek, din sömürüsüyle baş edecek, iyi eğitimin nasıl verildiğini gösterecek, döneminin gerçek kişilerine göndermeler yapacak, o kaba sabalığının ardında uyuyan devi uyandırıp bir nevi ütopya çizecek.
Çok muzip bir kitap elimizdeki. Dili çok zengin, sözcük oyunları çok fazla. Birsel Uzma tüm bu zorluğun üstesinden gelmiş, keyifle okunan bir çeviri yapmış. Kolay iş değil "Gargantua"yı çevirmek diye düşündüm okuyunca.
Merhaba, ben Neslihan Bayram Yavuz. Çok geç de olsa fark ettim ki okumak yetmiyor, okuduklarımı paylaşmak da istiyorum. Böylece okuduklarım hakkında duygu ve düşüncelerimi anlatmaya karar verdim. Tam da bu sebeple her hafta cuma günü "Sayfalar Arasında" konseptiyle sizinle buluşuyorum. Kitaplarla kurduğum bağı yazdıklarım aracılığıyla sizinle paylaşıyor, kimi zaman bir klasikle kimi zaman modern bir eserle sizlerle buluşuyorum. Edebiyatın gücünün bizi birleştirdiği ortak noktada sizinle aynı dili konuştuğumu bilerek yazmaya devam ediyorum.



