Komünist Bağlamda Sanat ve Sanatçının Durumu
Siyasal iktidar, kültürün en temel ögesi olan sanatı kullanarak kitlelerin ne düşüneceğini hatta daha da ileri giderek nasıl hissedeceğini kontrol edebilir mi?
Sanat, sanatçısının dünyasını amiyane tabirle, kusan bir dışa vurum yöntemi midir veyahut sanatçıya “ısmarlama” sipariş verdiğimiz bir fenomen midir? Eserin asıl sahibi, gerçekten onu var eden kişi midir? Bir sanat eseri incelendiğinde, akla ilk gelmesi gereken şey nedir? Sanatçının vermek istediği mesaj mı yoksa eserin neyi anlattığı mı daha önemlidir? Tüm bu kafa karıştırıcı sorgulamalarımızın ve modern dünyada sanatı, var olduğu bağlama tam olarak yerleştiremememizin tek sebebi, belki de sadece sanata ilişkin pozitif önyargılarımızdır. Bir de sanatı, olması gerektiğini düşündüğümüz kalıplardan arındırıp incelemeye çalışalım: Komünist bağlamda sanat ve sanatçının durumu.
Özellikle modern dünyada, siyasal iktidara yönelik muhalif bir ses olarak sanatın kullanılıyor olmasına bir hayli alıştık. Peki; siyasal iktidarın, sanatı, kitleleri kontrol altında tutmak için kullandığı bir senaryo nasıl olurdu? Bu soruyu cevaplayabilmek için Soğuk Savaş Dönemi Sovyetler Birliği’ne dönmemiz yeterli olacaktır.
Sosyalist Realist Sanat
II. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş Dönemi boyunca, SSCB’de geçerli tek resmî sanat anlayışı, sosyalist realist sanattır. Bu anlayışa göre, tüm sanat yapıtlarının Bolşevik bakış açısını yansıtması ve Marksist ideoloji çerçevesinde, toplumun sosyalist ilkeler doğrultusunda eğitilmesi amaçlanmıştır. Sanatçılardan Batı kaynaklı sanat akımlarına kapalı olmaları, tek bir sanatçı birliğine bağlı kalmaları ve Komünist Parti’nin çıkarlarına hizmet etmeleri beklenmiştir. 20. yüzyılın en yaygın ve en uzun ömürlü sanat yaklaşımlarından biri olan sosyalist realist sanat, SSCB dışındaki komünist ülkeler tarafından da benimsenmiştir. [1]
Stalin döneminin katı politikalarıyla gelişen sosyalist realist sanat, “peak” noktasına da bu dönemde ulaşmıştır. Sanat eserinin konusu, sosyalist ideolojiyi beslemek zorundaydı. Bu doğrultuda, lideri öven çalışmalar ortaya çıkmıştır (özellikle Stalin portreleri). Aynı zamanda, endüstri ve tarım alanlarındaki gelişmeler, sanat eserinin başlıca konuları arasındadır. Eserlerde betimlenen figür ve kişilerin sürekli olarak çalışır ve aktif durumda olmalarına dikkat edilmiştir. Eserlerdeki fırça darbelerinin net ve renk paletinin sınırlı olması, sosyalist realist sanatın biçimsel özelliklerindendir. Bahsedilen içerik ve biçim dışına çıkan sanatçıların, sanatı ifa etmeleri sınırlandırılmış yahut sabote edilmiş; belirlenen çerçevede eser üreten sanatçılar ise, devlet kontrolüne tabi olan tek bir kurum tarafından sürekli olarak denetlenmiştir.
Stalin sonrası dönemde, katı politikalar bir miktar yumuşamıştır. Kruşçev döneminde, seyahat kısıtlaması kalkmış fakat kapitalist ülkelere gidip geri dönen sanatçıların, o ülkelerdeki deneyimlerini negatif bir şekilde aktarmaları şart koşulmuştur. Brejnev döneminde ise, sosyalist realist sanat düşüşe geçmiş; önceki dönemlerde hareket alanları kısıtlanmış muhalif sanatçılar, eskiye kıyasla sanatlarını icra edebilecekleri bir ortama kavuşmuşlardır.
Bu bilgiler ışığında, Soğuk Savaş Dönemi Sovyetler Birliği’nde sanatçılar, kendi özgün “yaratıcı kimlikleri” ve sosyalist ideolojinin mevcut durumunun korunmasına ve yayılmasına hizmet etmesi beklenen “sanatçı kimlikleri” arasında bir çıkmazda kalmışlardır. Sanatçının iç dünyasını yansıtma olanağı, “ideoloji”ye ne denli hizmet ettiğiyle ölçülmüştür. Komünist devletin ideal form olduğu düşüncesi ve “Yeni Sovyet İnsanı”nın da eserlerde sürekli olarak güçlü ve çalışkan olarak betimlenmesi; acı, hüzün, üzüntü gibi insani duyguların aktarılamamasına neden olmuştur. Bu durum, toplum içindeki ortak paylaşım konusunu, salt sosyalist ideolojinin daha fazla alana/ kişiye yayılmasına indirgemiştir. İnsanın var olan değil, var olması planlanan yaşantısı, sanatın konusu hâline getirilerek suni bir dünya oluşturulmuştur.
Siyasal iktidar, dışarıya kapalı politikalar uygulayarak, sosyalist ideolojiye hizmet etmesi için atanan sanatçılara “ısmarlama” içeriklerle kitleleri provoke ederek, katı ve otoriter rejimlerle kitleleri bir fanusta yaşamaya zorlamıştır. Böylelikle kitlelerin herhangi bir başkaldırı girişimi önlenmiştir fakat her şeye rağmen, gerçek olan insanın, sahte bir âlemde var olma çabası umutsuz bir şekilde sonlanmamıştır.
Nedir, Ne Değildir?
Böyle bir fanusta, sanatçı kimliğini sürdürmek için iktidarın tüm sınırlandırmalarını kabul eden bir sanatçının eseri, gerçekten o sanatçıya ait olabilir mi? Belli bir amaca hizmet etmek için üretilen sanat, sanat niteliği taşır mı? İktidarın, sanatın temsil ettiği değerleri kullanarak kitleleri provoke etmesi ve mevcut durumun en iyisi olduğuna inandırması neyi ifade eder? İktidar, sanat gibi en temel kültürel ögeyi kullanarak kitleleri kontrol altında tutabilir mi veyahut onların ne düşüneceğini hatta nasıl hissedeceğini belirleyebilir mi? Kruşçev’in söylediği gibi noktalarsam “Böyle resim yapanlar açıkça deli olmalı, ancak bunların sanat olduğunu düşünenler daha deli olmalı.”
YARARLANILAN KAYNAKLAR
1 https://www.e-skop.com/skopbulten/tezler-soguk-savas-doneminde-abd-sscb-kulturel-politikalarinin-sanata-yansimasi-soyut-disavurumculuk-ve-sosyalist-realizm/3397
Merhaba, ben İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü son sınıf öğrencisiyim. Politika, ekonomi, kültür ve sanat; hayatımın her döneminde sistemin çalışmasını sağlayan iç içe geçmiş çarklıları hatırlatır şekilde var olmuşlardır. Bu alanları ayrı disiplinler olarak değil, ortak bir kesişim kümesinde ele almanın çok daha önemli olduğunu düşünüyorum. Akademik hayatımda ekonomi politiğe ve günlük yaşantımda sanata duyduğum ilginin bir kesişimi olarak sanatın ekonomi politiği hakkında araştırma yapmayı ve yazmayı seviyorum. Mevcut durumları her zaman yaklaşılan perspektiflerle değil, görülmesi gereken başka bir boyut olduğunu düşünerek ele almaya çalışıyorum. Bu yüzden, olay ve durumların görünen kimliklerinin altında, onları besleyen bir “gizli” alt kimlik taşıdığına inanarak araştırmalarımı yapıyor ve yazıyorum. Aynı yaklaşımla ekonomi politik ve sanat hakkındaki yazılarımda buluşmak dileğiyle...



