Dick (1999): Siyasi "Güç" Neden Komik Olmaktan Korkar?
Andrew Fleming’in 1999 tarihli filmi Dick, iki genç kızın tesadüfen Amerikan siyasetinin merkezine sürüklenmesini anlatır. Film, arka planında 1970’lerin Watergate skandalını kullansa da ilgisini tarihsel olayın kendisinden çok, iktidarın nasıl işlediğine ve nasıl algılandığına yöneltir.
Siyaset çoğu zaman ciddi bir mesele olarak karşımıza çıkar. Devlet kurumları, makamlar, protokoller, resmi konuşmalar ve iktidarın kendisini çevreleyen bütün o ağır dil, siyaseti gündelik hayattan uzak ve dokunulmaz bir alan gibi kurar. 99'un Dick filmi ise konusuna siyasetin zıtlığını koyar, siyasetin en ciddi görünen alanlarından birini iki lise öğrencisinin dünyasına sokar ve ortaya çıkan uyumsuzluktan bir komedi yaratır.
Andrew Fleming’in 1999 tarihli filmi Dick, iki genç kızın tesadüfen Amerikan siyasetinin merkezine sürüklenmesini anlatır. Film, arka planında 1970’lerin Watergate skandalını kullansa da ilgisini tarihsel olayın kendisinden çok, iktidarın nasıl işlediğine ve nasıl algılandığına yöneltir. Çünkü Dick için asıl mesele “iktidarda kim var?” sorusundan ziyade, iktidarın neden bu kadar ciddi görünmek zorunda olduğu sorusudur.
Filmin en önemli hamlesi, iktidarın bakış açısını değiştirmektir. Beyaz Saray, başkanlık makamı ve politikacılar yetişkinlerin dünyasında son derece ciddi ve kurallı bir düzenin parçalarıdır. Fakat bu dünyanın içine Betsy ve Arlene girdiğinde bütün bu ciddiyet çatlamaya başlar. Kızların siyasete ilişkin bilgisizliği, yetişkin siyasetçilerin doğal kabul ettiği davranışları tuhaflaştırır. Onlar siyaset dünyasının kodlarını bilmedikleri için, o kodların saçmalığını da daha kolay görünür hale getirirler.
Burada gençlik yalnızca karakterlerin yaşı değildir; filmin iktidara bakışını mümkün kılan bir perspektiftir. Global düzeyde gençler, siyasetin kurallarını henüz tamamen içselleştirmemiş bir noktada dururlar. Bu nedenle yetişkinlerin olağan kabul ettiği şeyler onlar için olağan değildir. Bir başkanın neden böyle davranması gerektiğini, bir politikacının neden böyle konuştuğunu ya da belirli bir makamın neden bu kadar önemli olduğunu sorgulamazlar, çoğu zaman bütün bunlara doğrudan ve gündelik bir tepki verirler.
Tam da bu noktada filmin mizahı politik bir işleve kavuşur. Çünkü komedi yalnızca iktidarla dalga geçmek değildir. İktidarın etrafında oluşan ciddiyet duvarını yıkmaktır. Bir siyasi figürün komik hale gelmesi, onun sahip olduğu gücü ortadan kaldırmaz; fakat bu gücün doğal, değişmez ve sorgulanamaz olmadığını gösterir. Başkanlık makamı hala vardır, iktidar hala güçlüdür, fakat artık bunların arkasındaki insanları da görebiliriz.
Bu açıdan Dick'in mizahı, iktidarı küçültmekten çok onu insan ölçeğine indirir. Normalde vatandaş ile iktidar arasında büyük bir mesafe vardır. Makam, kurum ve protokol bu mesafeyi sürekli yeniden üretir. Film ise bu mesafeyi iki gencin gündelik bakışıyla kapatır. Böylece başkan, ulaşılamaz bir siyasi figür olmaktan çıkar; gençlerin karşılaşabileceği, yanlış anlayabileceği, hatta saçma bulabileceği bir insana dönüşür.
Filmin gençlik meselesi burada daha da önem kazanır. Betsy ve Arlene siyasete bilinçli bir şekilde dahil olmazlar. Onları harekete geçiren şey başlangıçta politik bir ideal değil, merakları ve gündelik hayatlarının akışıdır. Fakat siyasetin içine girdikçe, kendilerini doğrudan iktidarla ilişki içinde bulurlar. Bu durum siyasetin gençlerden ne kadar uzak görüldüğü ile aslında gençlerin hayatlarının ne kadar politik olduğu arasındaki çelişkiyi ortaya çıkarır.
“Gençler siyasetten anlamaz” düşüncesi de filmin içinde tersine çevrilir. Çünkü kızların siyasal bilgileri sınırlı olsa da bu, onların iktidarı görmelerini engellemez. Hatta bazı açılardan tam tersine, onların avantajına dönüşür. Siyasetin profesyonelleri sistemin kurallarına o kadar alışmıştır ki bu kuralların kendisini sorgulamazlar. Gençler ise dışarıdan geldikleri için sistemin absürtlüğünü daha kolay fark edebilirler.
Burada film, politik bilinç ile politik deneyim arasındaki ilişkiyi de ilginç bir şekilde kurar. İnsan önce siyaseti anlayıp sonra mı siyasetin içine girer, yoksa siyasetin içine girdikçe mi politikleşir? Dick bir ihtimalin daha çok üzerine oynar. Betsy ve Arlene başlangıçta politik özneler değildir, fakat iktidarla karşılaştıkları anda politik bir konum edinmeye başlarlar.
Üstelik onların ciddiye alınmaması bu süreci kolaylaştırır. Genç, deneyimsiz ve siyasetle ilgilenmiyor gibi görünen iki kızın söyleyeceklerinin önemli olmadığı düşünülür. Burada toplumsal cinsiyet de kısa süreliğine devreye girer: Kızların “ciddiye alınmayacak” kişiler olarak görülmesi, onların iktidarın kurduğu dünyaya daha rahat girebilmelerini sağlar. Ancak filmin asıl meselesi kadınların siyasetteki konumundan ziyade, iktidarın kimi ciddiye aldığı ve kimi siyasal bir özne olarak görmediğidir.
Bu nedenle Dick'te iktidarın karşısında duran şey yalnızca muhalefet değildir. Bazen iktidarın karşısına, iktidarın kendi dilini konuşmayan insanlar çıkar. Onların soruları, tepkileri ve yanlış anlamaları, siyasi sistemin kendisini görünür kılar. Mizah da tam burada devreye girer. Sistemin dışından gelen bakış, sistemin ne kadar yapay olduğunu açığa çıkarır.
Filmin 1999 yılında yapılmış olması da bu açıdan önemlidir. Film geçmişteki bir siyasi olayı yeniden üretirken aslında kendi döneminin siyaset ve medya kültürüne de bakar. Ciddi bir siyasi krizin yıllar sonra bir gençlik komedisine dönüşebilmesi, siyasal olayların zaman içerisinde nasıl popüler kültürün malzemesi haline geldiğini gösterir. Bir zamanlar toplumun tamamını sarsan bir iktidar krizinin artık gülünebilir olması, yalnızca olayın unutulduğunu değil, iktidarın tarih içindeki imgesinin değişebildiğini de gösterir.
Filmin belki de en politik tarafı burada yatıyor. Dick, iktidarın yenilmez olmadığını göstermek için büyük bir devrim anlatmaz. Onu komik hale getirir. İktidarın karşısına büyük bir siyasi teori değil, gençlerin gündelik bakışı çıkar. Ve bu bakış, siyasetin ne kadar ciddi olduğunu değil, ciddiyetin kendisinin nasıl üretildiğini sorgulamaya başlar.
Sonuçta Dick, gençlik komedisi ile politik hiciv arasında duran tuhaf bir film olarak okunabilir. Fakat filmin asıl ilginçliği bu iki türü birleştirmesinde değil, gençlik bakışını iktidarı anlamanın bir aracına dönüştürmesindedir. Gençlerin siyaset hakkında yeterince bilgi sahibi olmaması bir eksiklik olmaktan çıkar; iktidarın kendisini sorgulamanın bir yoluna dönüşür.
Çünkü bazen iktidarın karşısında durmak için onun dilini bilmek değil, o dili henüz öğrenmemiş olmak gerekir.
Merhaba, ben Zehra Ekin Can. İzlediğim filmlerin sadece bende kalmasına kıyamadım. Bir sahnede hissettiklerimi, bir karakterin bana düşündürdüklerini paylaşmak; o hikâyeleri beraber çoğaltmak istedim. Bu yüzden her perşembe 'Perdeler Arasında' köşesiyle sizinle buluşuyorum. Sinemanın o büyülü dünyasından bana kalanları, bazen bir klasiği bazen de yeni bir keşfi kendi penceremden anlatıyorum. Sanatın bizi birleştirdiği o ortak noktada, aynı heyecanı paylaştığımızı bilerek yazmaya devam ediyorum.



