Fon Skandalı
Nasıl oluyor da yatırımcılar, para piyasası fonunda işlem yapmış olmalarına rağmen kendilerini serbest piyasa fonunun manipülasyonları arasında buluyorlar?
Anayasa’mızın 167. maddesi piyasaların denetimi hakkındadır ve şöyle söyler: “Devlet, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alır; piyasalarda fiili veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi önler.” [1]
Bu kapsamda görev yapan Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından 18 Eylül’de Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber Düzenleme Süreci Açıklaması başlığıyla yayımlanan duyuruda şu cümleye yer verilmiştir: “2025 yılı son çeyreğinde, yatırım fonları içerisinde, bilhassa serbest yatırım fonları ve para piyasası fonları vasıtasıyla; belirli portföy yönetim şirketlerine (PYŞ) ait fonların, fiili dolaşım oranı düşük olan paylarda ekonomik gerçeklik ve şirket temel finansal büyüklükleri ile açıklanamayacak şekilde fiyat hareketlerine neden olduğu gözlemlenmiştir.” [2]
Bu cümlede ne anlatılıyor, gelin bakalım. Belirli yatırım şirketleri, Borsa’da işlem hacmi çok düşük ve değersiz birtakım hisseleri topladı. Bu şirketler, kendi aralarındaki alım-satım işlemleriyle hisselerin fiyatlarını yükselttiler. Yani sınırlı sayıda yatırımcı arasında sınırlı işlem üzerinden görünürdeki fiyat yukarı çekildi. Yükseltilen hisse fiyatları, fon yöneticileri tarafından kazanç olarak gösterildi. Yüksek getiriyi gören yatırımcılar, bu fonlara çekildi. Kazanılan yeni yatırımcılarla gelen paralar, bu döngünün tekrar ve tekrar gerçekleşmesine olanak sağladı.
Para Piyasası Fonu X Serbest Piyasa Fonu
Finansal piyasaların temel fonksiyonu, fonların, kaynak fazlası olan tasarruf sahiplerinden, fon ihtiyacı olan tüketicilere aktarılmasını sağlayan bir kanal olmasıdır. Finansal piyasaların amacı ise, bir ekonomideki nihai kullanıcıların tasarruflarını, gerçek varlıklara yatırım ya da tüketim gibi tercihler arasında etkin bir şekilde tahsis etmesidir. Bu bağlamda para piyasaları kısa vadeli borçlanma araçlarının (vadesi bir yıldan kısa) işlem gördüğü finansal piyasalar, sermaye piyasaları ise uzun vadeli (vadesi bir yıl veya daha uzun) borçlanma araçlarının ve özkaynak araçlarının işlem gördüğü piyasalardır. [3]
Bu açıklamalar doğrultusunda kabaca para piyasası fonu, paranızı güvenli sayılan varlıklara yatırır. Dalgalanma riski yok denecek kadar azdır. Getiri potansiyeli sınırlıdır fakat istediğiniz zaman, sahip olduğunuz varlıkları nakde dönüştürebilirsiniz. Düşük tasarruflu yatırımcının bireysel olarak ulaşması zor olan oranlara ve portföy çeşitliliğine ulaşımını kolaylaştırır. Serbest piyasa fonu ise, varlıklı ve deneyimli yatırımcıların kullanımını varsayar. Bu nedenle var olan sınırların çoğu bu fonlara uygulanmaz. Serbest fonlar, parayı tek bir hisseye yığabiliyorlardı. Bir fon, bir şirketin Borsa’da dolaşan hisselerinin yarısından fazlasını tek başına tutabiliyordu. Bir portföy şirketinin altında onlarca fon kurulabiliyor ve aynı düşük dolaşımlı hisse, bu fonların hepsinde birden toplanabiliyordu. [4] SPK’nın 28 Ağustos’ta Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber güncellenmiştir, duyurusuyla serbest piyasa fonlarına dair bu işlemlere birtakım sınırlar getirilmiştir.
28 Ağustos’ta kamuya duyurulan Rehber’in şu amaçlarla hazırlandığı aktarılır: “Rehber, yatırım fonu sektöründe, özellikle para piyasası fonları ile hisse senedi serbest fonların, ilişkili taraflar arasında teminatsız borçlanma ve Borsa’da olağandışı fiyat hareketleri yoluyla oluşturdukları sistemik riskin finansal istikrara etkisini önlemek için hayata geçirilmiştir.”
SPK’nın açıklamaları doğrultusunda yatırımcılar, tasarruflarını (birikimlerini) geri talep ettiler. Yatırım şirketlerinin manipülasyonları, hisse fiyatlarının şişirilerek yükseltilmesine sebep olmuştu. Değeri şişirilmiş hisseler, yeni fiyatlardan yatırımcılar bulamadı ve yatırımcıların nakde dair talepleri karşılanamadı. Böylelikle hisselere ederinden fazla değer biçildiği anlaşıldı. Sistem kilitlendi ve fonlar temerrüde düşmüş oldu.
Peki, düşük tasarruflu yatırımcılar, güvenli sayılan para piyasası fonunda işlem yapmış olmalarına rağmen nasıl oluyor da kendilerini serbest piyasa fonunun manipülasyonları arasında buldular? Normal şartlarda, para piyasası fonunda yapılan bir işlem karşılığında teminat olarak bir menkul kıymet teslim alırsınız fakat bu skandal özelinde durum, bu şekilde gerçekleşmedi. Portföy yöneticileri, düşük tasarruflu yatırımcıların fonlarda biriktirdiği nakdi kullandı. Teminat olarak para piyasası fonunun güvenli sayılan varlıklarından vermeleri gerekiyorken şişirilmiş fiyatlardan “çöp” hisseler sattılar. Bu durum, ters repo olarak adlandırılır. Ters repo kanalıyla para piyasası fonuna yatırım yapan düşük tasarruflu yatırımcılar, böylelikle serbest piyasa fonu içerisine çekilmiş oldular.
Fon Skandalının İç Politikadaki Yansımaları
Bu skandalın iç politikadaki yansımaları nelerdir? Öncelikle finansal piyasaların birinci ayağını teşkil eden bankacılık üzerinde pek bir etkisi olmadı. Dolayısıyla kriz; öngörülen büyüme, dolarizasyon hedefi, kur hareketleri veya enflasyon anlamında hiçbir göstergeyi etkilemedi. Yatırımcıların para iadesi talebi fonlar tarafından karşılanamadı. Fonlar, yatırımcılara paralarını ödeyebilmek için ellerindeki hisseleri satışa çıkardılar. Piyasada çok fazla hisse satışı birikti fakat yeterli sayıda alıcı bulunamadı. Sonuç olarak fonlar, alıcı çekebilmek için hisse fiyatlarında indirim gerçekleştirdi. Bu durum, sermaye piyasalarında ciddi fiyat indirimine sebep oldu. Sermaye piyasalarının hisse bazında daralmasına yol açtı. Borçlanma araçlarının hedefe kilitlenmesini zorlaştırdı. [5]
YARARLANILAN KAYNAKLAR
1 https://www.anayasa.gov.tr/tr/mevzuat/anayasa/
2 https://spk.gov.tr/duyurular/basin-duyurulari/2026/yatirim-fonlarina-iliskin-rehber-duzenleme-surecine-iliskin-aciklama
3 https://dergipark.org.tr/en/pub/sosyoekonomi/article/226940?issue_id=21078
4 https://www.youtube.com/watch?v=Nzn0P9bol9k
5 https://www.youtube.com/watch?v=2jTdJifcpB4&t=306s
Merhaba, ben İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü son sınıf öğrencisiyim. Politika, ekonomi, kültür ve sanat; hayatımın her döneminde sistemin çalışmasını sağlayan iç içe geçmiş çarklıları hatırlatır şekilde var olmuşlardır. Bu alanları ayrı disiplinler olarak değil, ortak bir kesişim kümesinde ele almanın çok daha önemli olduğunu düşünüyorum. Akademik hayatımda ekonomi politiğe ve günlük yaşantımda sanata duyduğum ilginin bir kesişimi olarak sanatın ekonomi politiği hakkında araştırma yapmayı ve yazmayı seviyorum. Mevcut durumları her zaman yaklaşılan perspektiflerle değil, görülmesi gereken başka bir boyut olduğunu düşünerek ele almaya çalışıyorum. Bu yüzden, olay ve durumların görünen kimliklerinin altında, onları besleyen bir “gizli” alt kimlik taşıdığına inanarak araştırmalarımı yapıyor ve yazıyorum. Aynı yaklaşımla ekonomi politik ve sanat hakkındaki yazılarımda buluşmak dileğiyle...


