Nato: Perde Arkası Magazini
Her zirvenin bir de dedikodu defteri vardır; Ankara'nınki hayli kabarıktı.
#Bir Ülke, İki Lider#
Zirvenin en tuhaf tablosu Çekya'dan geldi. Cumhurbaşkanı Petr Pavel ile Başbakan Andrej Babiš arasındaki iç siyasi kavga öyle bir noktaya varmıştı ki Babiš, resmî heyete Pavel'i almak istemedi; Pavel meseleyi Anayasa Mahkemesi'ne taşıdı, ihtiyati tedbir kararıyla zirveye katılma hakkını ‘dava açarak’ kazandı. Sonuçta iki isim Ankara'ya iki ayrı devlet uçağıyla geldi (birini Ticaret Bakanı, diğerini Kültür ve Turizm Bakanı karşıladı) ve zirvede iki liderle temsil edilen tek NATO ülkesi Çekya oldu. Aile fotoğrafında ikisi, birbirinden mümkün olan en uzak iki uçta duruyordu. Emekli bir general ve eski NATO Askerî Komite Başkanı olan Pavel, temsil hakkının "gasbedildiğini" söylemişti; kadraj onu haklı çıkardı.
#Ajda Pekkan Sürprizi#
Emine Erdoğan'ın Çankaya'da lider eşlerine verdiği yemekte sahneye çıkan isim Ajda Pekkan'dı; Türkçe, İngilizce, Fransızca ve İtalyanca söyledi, "Bambaşka Biri"de konuklar ayağa kalkıp ritim tuttu. İlginç olan, bu konserin resmî fotoğraf ve videolara hiç yansımamasıydı: Olay, tam da yukarıdaki Çek Başbakanı Babiš'in eşi Monika Babišová'nın Instagram paylaşımıyla duyuldu, üstelik tatlının üzerine baş harflerinin işlendiği o kareyle birlikte. Yani zirvenin en neşeli anını dünyaya, kocası aile fotoğrafında hasmının yanında durmayan bir first lady'nin sosyal medya hesabı sızdırdı.
#“First Lady” Krizi#
İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, Ankara'ya yalnız geldi. Basına yansıyan iddiaya göre, yolsuzluk soruşturması kapsamında yargılanan eşi Begoña Gómez'in pasaportuna el konulmuş, İspanyol mahkemesi zirve için Türkiye'ye seyahatine izin vermemişti. Böylece Sánchez, aile fotoğrafında hem eşsiz hem de Meloni'nin ‘sığınağı’ olarak yer aldı; zirvenin en yalnız iki figürü, tesadüfen yan yana düşmüştü.
#Havalimanında “Bakanlar Ligi” #
Liderleri kimin karşılayacağı adeta bir bakanlar yarışına döndü; her lidere ayrı bir bakan çıktı. İş bazen kızıştı: Meloni'nin karşılanması sırasında Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Fecir Alptekin ile Ankara Vali Yardımcısı arasında bir "öncelik krizi" yaşandığı, Alptekin'in vali yardımcısını azarladığı, araya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Faruk Köylüoğlu'nun girip ortamı yatıştırdığı aktarıldı. Protokol, sahnenin önünde kusursuzdu; kenarında değil.
#Tercüman Diplomasisi#
Zirvenin görünmez kahramanları tercümanlardı. Macron'la Seğmenler'de koşan Hamza Gedikoğlu, Trump'ı ağırlarken Erdoğan'ın yanında duran Fatma Gülham Abushanab (ki kendisi eski milletvekili ve büyükelçi Merve Kavakçı'nın kızı çıktı. Merve Kavakçı ismi çok çok çok kritik bir öneme sahip çünkü kendisi 2 Mayıs 1999'da Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu'na başörtüsü ile girmesi ve dönemin Başbakanı Bülent Ecevit'in "Bu hanıma haddini bildiriniz" çağrısıyla başlayan büyük protestolar sonucu yemin edemeden salondan ayrılmak zorunda bırakılan kişidir.) sosyal medyanın ayrı bir merak konusu oldu. Liderler kadar, onların ağzından çıkanı taşıyanlar da mercek altındaydı.
#Dondurma Diplomasisi#
İletişim Başkanlığı, zirveyi takip eden 3 bin yabancı gazeteciye Maraş dondurması ikram etti. Gazeteci Sinan Burhan'ın aktardığına göre yabancı basın "Türk misafirperverliğine hayran kaldı." Kalıcı diplomatik kazanımların belirsizliği içinde, kesin sonucu olan tek şey belki de buydu: İyi bir dondurma iyi bir manşettir!
#Sofrada Diplomasi#
Tarih boyunca Ankara'da alınamayan kararlar çoğu zaman sofrada telafi edilmiştir; bu zirve de kuralı bozmadı. Menüyü Türkiye'ye ilk iki Michelin yıldızını kazandıran şef Fatih Tutak hazırladı ve dokuz şehri aynı masaya taşıdı: Trabzon, Bitlis, Denizli, Kayseri, Ankara, İzmir, Tokat, Gaziantep, Kahramanmaraş.
Başlangıçta taş fırın pide, Trabzon tereyağı ve Bitlis Hizan'dan karakovan balı; yanında yanık Denizli yoğurduyla zeytinyağlı sebze sote. Ara sıcak Kayseri mantısı, isli Ayaş salçasıyla. Ana yemekte iki seçenek: Tarama, Urla sakız enginarı ve Tokat yaprağıyla deniz levreği; ya da köz patlıcan ve kuzugöbeği mantarlı firik pilavı eşliğinde ağır ateşte dana kaburga. Finalde bergamot ve Maraş dondurmasıyla sütlü Nuriye. Şeflerin anlattığına göre konuklar en çok Urla sakız enginarına vuruldu. Trump'ın değerlendirmesi ise gastronomiden çok kendisine benziyordu: yemek “10 üzerinden 10'du, hatta 12.”
İkinci sofra Çankaya Köşkü'ndeydi. Emine Erdoğan, yirmiyi aşkın lider eşini “Çocuklar, Teknoloji ve Güvenlik: Gelecek Nesli Korumak” temalı bir yuvarlak masada ağırladı, ardından şef Osman Sezener imzalı bir öğle yemeği verdi: Yedi bölgeden yedi meze, Erzincan tulumuyla bal, Antalya hibeşi, Bodrum'dan gambilya favası. Çocukların dijital dünyada korunması konuşuldu; günün geri kalanında ise aynı çocukların şehri, evlerinin önündeki panolar ve barikatlarla korunuyordu. İki tema arasındaki mesafeyi ölçmeyi okura bırakalım.
#Dünya Ne Gördü?#
Ankara iki gün boyunca gerçekten dünya basınının manşetindeydi ama herkes aynı şeyi görmedi.
Kazananı en net ilan eden Politico oldu: Zirvenin sonunda “tek bir net kazanan” vardı ve bu, ittifakın bütünü değil, doğrudan Erdoğan'dı; yerli savunma sanayii üzerinden etkili bir müzakereci olarak öne çıkmıştı. İtalyan basını Trump'ın Erdoğan'a düşkünlüğünü işledi: La Repubblica, Trump'ın Avrupalı müttefiklerden "hayal kırıklığı" duyduğunu, "Buraya Erdoğan için geldim" dediğini yazdı; Corriere della Sera "Trump sözleriyle NATO Zirvesi'ni sarsıyor" manşetini attı. New York Times, Ukrayna ve İran'daki savaşlarla Trump'ın dönüşünün Türkiye'nin değerini yükselttiğini, ABD'den sonraki en büyük orduya sahip ülkenin artık kritik görüldüğünü yazdı. Wall Street Journal, Trump'ın yaptırımları kaldırma ve F-35 satma niyetini geniş bir analizle taşıdı.
Ama madalyonun öteki yüzü de vardı. The Guardian'ın savunma editörü Dan Sabbagh, zirveyi Türkiye'nin zaferinden çok Avrupa'nın çaresizliği üzerinden okudu: kıta, ABD güvenlik şemsiyesine eskisi gibi yaslanamayacağını kabul ediyordu. İsviçre kamu yayıncısı SRF ise soruyu en açık soranı oldu: “NATO'nun kader belirleyici toplantısı: Yeniden yapılanma mı, dağılma mı?” Mısır'dan Avusturya'ya uzanan hatta ortak tema Türkiye'nin vazgeçilmezliğiydi. Yani dünya Ankara'ya baktığında kimi bir yükselişi, kimisi de bir boşluğu gördü; ikisi de aynı fotoğraftaydı.
#Kimler Geçti?#
Zirve, sonuç bildirisiyle kapandı. Bakanlar da sahnedeydi: Dışişleri Bakanı Fidan, kolektif savunmanın hâlâ NATO'nun özü olduğunu ama tehditlerin artık ‘çok alanlı, daha hızlı ve daha karmaşık’ hale geldiğini söyledi; Avrupa'nın savunmadaki mevcut kısıtlamalarının ittifakın sırtında ‘stratejik yükler’ oluşturduğunu ve Avrupa savunma girişimlerinin hiçbir müttefiki dışlamadan yürütülmesi gerektiğini vurguladı; yani Türkiye'nin AB savunma masasının dışında kalma kaygısını nazikçe masaya koydu. Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler savunma bakanlarına resepsiyon verip 5. maddeye bağlılık mesajını yineledi. NATO Genel Sekreteri Rutte ise rakamlarla konuştu: Avrupa ile Kanada'nın savunma harcamalarını son bir yılda yaklaşık %20 artırdığını ve toplam bütçenin 570 milyar doları aştığını açıkladı, müttefiklerin Airbus'tan 12 A400M nakliye uçağı alacağını duyurdu. Hollanda ise 3 milyar avroyu aşan yeni bir savunma yatırımı ilan etti.
Sonuç bildirisinde öne çıkanlar şunlar oldu: Washington Antlaşması'nın 5'inci maddesine "sarsılmaz bağlılık"; Rusya'nın "uzun vadeli tehdit" olarak tanımlanması; Ukrayna'ya bu yıl verilmesi için konuşulan 70 milyar avroluk destek; Savunma Sanayii Forumu'nda tek günde 50 milyar doları aşan tedarik anlaşması. Erdoğan’ın, Türkiye'nin 2030'dan önce savunma harcamalarını %3,5'e çıkaracağını, güvenlik kalemleriyle %5 hedefine 2035'ten beş yıl önce ulaşacağını, Çelik Kubbe için 24 milyar dolar ayrıldığını açıklaması... Trump kapanışta “ortamda bir sevgi havası var” dedi; İspanya ise Trump'tan payına düşeni aldı: “NATO için berbat bir ortak.”
Peki Ankara'nın esas beklediği başlıklar? F-35 ve CAATSA. Trump, yaptırımların kaldırılabileceği mesajını verdi; F-35 için “Henüz tam karar vermedim, ama eğilimim vermek yönünde” dedi. Erdoğan'a “Trump ne söyledi?” diye sorulduğunda cevabı bir dizi finali gibiydi: “Bizi izlemeye devam edin.” Yani şehrin bir ay boyunca ödediği bedelin karşılığı, kesin bir imza değil, bir sonraki bölüme ertelenen bir söz oldu. Somut olan tarafta gerçek kazanımlar da vardı: başarıyla tamamlanmış bir organizasyon, uluslararası vitrinde güçlü bir Türkiye görüntüsü, savunma sanayisine dönük ciddi bir diplomatik zemin. Bunları görmezden gelmek de tabloyu eksik bırakır. Mesele, faturanın kime kesildiğinde.
Çünkü liderler geçti. Uçaklar Ankara ve Esenboğa havalimanlarından havalandı, paneller söküldü, barikatlar kalktı, Kırmızı Alan yeşile döndü. Kimi cebinde bir mermi kutusu, kimi bir müzeye gidecek revolverle, kimi Ankara Kalesi'nden aldığı bakır bir tabakla ayrıldı. Memurlar işine, milletvekilleri Meclis'e, Ankaralılar sokaklarına döndü. Ama panonun arkasındaki köfteci hâlâ orada; kredisi, kaybettiği üç ayı ve tazminatsız bırakılmış dükkânıyla. Fidan'ın deyişiyle sahne Ankara'da kurulmuştu; oyun bitince sökülen de yine o sahne oldu, oyuncular değil. ‘Kimler geldi, kimler geçti?’ derken işin özü tam da bu: Gelenler misafirdi, geçenler misafir; kalan ise hesabı ödeyen ev sahibiydi. Ve bilirsiniz, sofrayı kuran kaldırır.
10 Kasım 2003'te Kadıköy'de doğdu. Boğaziçi Üniversitesi'nde Tarih okuyor. Kitap ve kahvesiz bir hayatın onun için mümkün olamadığını düşünen; edebiyattan sanata kültürden politikaya kadar birçok alanda araştırma yapmayı, okuyup yazmayı çok seven meraklı biridir...



