Society: Seçkinlerin Dünyasında Tüketilmek
Brian Yuzna'nın ilk yönetmenlik çalışması olan Society, 1989 yapımı bir Amerikan body horror filmidir.
Brian Yuzna'nın ilk yönetmenlik çalışması olan Society, 1989 yapımı bir Amerikan body horror filmidir. Başrolde Billy Warlock'un canlandırdığı Bill Whitney, Beverly Hills'in varlıklı çevresinde yaşayan genç bir adamdır. Bill, ailesinin ve çevresindeki insanların davranışlarında açıklayamadığı bir tuhaflık sezer. Başlangıçta bu durum bir ergenin ailesinden ve çevresinden duyduğu yabancılaşma olarak görünür. Ancak şüpheleri arttıkça, yaşadığı çevrenin göründüğünden çok daha kapalı ve tehditkar bir toplumsal yapıya sahip olduğu ortaya çıkar. Filmin sonunda Bill'in ailesinin ve çevresindeki seçkinlerin insan olmayan bir tür olduğu ve alt sınıflardan insanları "tükettiği" anlaşılır. Filmin meşhur final anlarında, bedenlerin birbirine karışması, bireysel sınırların ortadan kalkması ve bir insan bedeninin diğer bedenler tarafından tüketilmesi, Society'nin toplumsal eleştirisini doğrudan fiziksel bir biçime dönüştürür. Film 99 dakikalık süresi boyunca korku, kara mizah ve toplumsal taşlamayı bir arada kullanır.
Society'nin asıl gücü, sınıf ayrımını soyut bir toplumsal ilişki olmaktan çıkarıp bedensel bir ilişkiye dönüştürmesinde ortaya çıkar. Filmin zenginleri yalnızca daha fazla paraya sahip değildir. Kendilerini toplumun geri kalanından ayrı bir tür olarak görürler. Bill'in ailesiyle arasında hissettiği uyumsuzluk da buradan kaynaklanır. Başlangıçta Bill'in sorunu ailesiyle anlaşamayan bir gencin kişisel huzursuzluğu gibi görünür. Filmin ilerleyen bölümünde bunun kişisel bir sorun olmadığı anlaşılır. Bill gerçekten de ait olduğu düşünülen sınıfa ait değildir. Böylece sınıf, yalnızca ekonomik durumla değil, doğumla belirlenen bir aidiyet olarak ortaya konur. Yuzna'nın film hakkında söyledikleri de bu noktayı destekler. Yönetmene göre filmdeki temel fikirlerden biri, insanın doğduğu sınıfı kolayca aşamayacağı ve paranın sınıf aidiyetini tek başına değiştiremeyeceğidir.
Bu açıdan Society, özellikle 1980'lerin Amerikan zenginlik anlayışına yönelik bir taşlama olarak okunabilir. Beverly Hills burada yalnızca filmin geçtiği yer değildir. Büyük evler, gösterişli partiler, pahalı kıyafetler ve kusursuz görünen aileler toplumsal başarının görsel işaretleri olarak kullanılır. Filmin ilk bölümü bu dünyanın yüzeyini uzun süre korur. Sorun tam da bu yüzeydedir. Her şey düzenli ve ayrıcalıklı görünürken bu düzenin altında başka insanların sömürülmesine dayanan bir yapı vardır. Film, refah görüntüsünü bozmak için zenginliğin arkasındaki ilişkiyi beden üzerinden gösterir. Böylece ekonomik sömürü, korku sinemasının dili içinde gerçek anlamıyla "tüketme" eylemine dönüşür.
Filmin en önemli toplumsal imgelerinden biri de seçkinlerin tek bir organizma gibi hareket etmesidir. Finalde gerçekleşen sahne sırasında bedenler birbirine karışır ve bireysel sınırlar ortadan kalkar. Bu sahne yalnızca grotesk bir korku gösterisi değildir. Seçkinler arasındaki dayanışmanın ve sınıfsal kapalı devrenin görsel bir karşılığı olarak değerlendirilebilir. Dışarıda kalanlar birey olarak var olurken içeridekiler neredeyse tek bir beden haline gelir. Birbirlerinden farklı görünmelerine rağmen çıkarları ortaktır. Bu nedenle filmde sınıf, ortak bir kimlikten çok ortak bir çıkar mekanizması şeklinde işler. Toplumun üst kesimindeki kişiler arasındaki ilişkiler, servetin ve gücün yeniden aynı çevrede dolaşmasını sağlayan kapalı bir sistem oluşturur.
Burada tüketim kültürü de sınıf meselesinin önemli bir parçasıdır. Society'nin çekildiği 1980'ler, Amerikan popüler kültüründe refah, tüketim ve kişisel başarı düşüncesinin güçlü biçimde öne çıktığı bir dönemdir. Film bu dünyanın karşısına doğrudan bir yoksulluk hikayesi koymaz. Bunun yerine zenginliğin kendisini groteskleştirir. Lüks hayatın estetik görüntüsü korunur, fakat bu görüntünün altına çürüme yerleştirilir. Böylece pahalı evler ve seçkin partiler güven ve başarı göstergeleri olmaktan çıkar. Toplumsal eşitsizliğin sahnesine dönüşür. Filmde zenginlerin alt sınıfları tüketmesi, kapitalist tüketimin en uç ve rahatsız edici metaforlarından biri haline gelir.
Bill'in konumu da bu eleştiriyi daha karmaşık hale getirir. Bill yoksul bir karakter değildir ve filmin amacı da onu yoksulların temsilcisi haline getirmek değildir. Asıl mesele, onun kendisini ait sandığı sınıf tarafından kabul edilmemesidir. Bu nedenle filmdeki yabancılaşma yalnızca alt sınıf ile üst sınıf arasında yaşanmaz. Üst sınıfın kendi sınırlarını koruma biçimi, ona yaklaşan kişileri de dışarıda bırakır. Bill'in sahip olduğu ayrıcalıklar bir anda anlamsızlaşır çünkü asıl belirleyici olan servet değil, içeride olup olmamaktır. Bu durum sınıfsal yükselme fikrine yönelik daha sert bir eleştiri üretir. Toplumsal sistem, yalnızca dışarıdakileri dışarıda tutmaz. İçeridekilerin de kimliğini ve yerini belirler.
Filmin son bölümünde korkunun kaynağı da bu nedenle değişir. Başlangıçta Bill'in korkusu ailesinin tuhaf davranışlarıdır. Finalde ise asıl korkunun ailesinin tuhaf olması değil, toplumun düzeninin zaten bu tuhaflık üzerine kurulmuş olması olduğu anlaşılır. Polisi, aileyi ve seçkin çevreyi aynı sistemin parçaları olarak görmek mümkündür. Bill'in şüpheleri sürekli olarak psikolojik bir sorunmuş gibi gösterilir ve çevresindeki kurumlar onun gerçeğe ulaşmasını engeller. Böylece film, iktidarın yalnızca ekonomik güçten oluşmadığını gösterir. İktidar aynı zamanda normal kabul edilen şeyleri belirleme gücüdür. Sistemin dışına çıkan kişinin önce kendi algısından şüphe etmesi sağlanır.
Society'nin toplumsal eleştirisi, filmin sonunda düzeni tamamen ortadan kaldırmaması bakımından da dikkat çekicidir. Bill'den bağımsız olarak karşısındaki yapı değişmez. Birkaç seçkin insanın yenilmesi, sınıf düzeninin sona erdiği anlamına gelmez. Film bu nedenle klasik bir intikam hikayesi sunmaz. Daha mesafeli bir noktada durur. Sorun tek tek kötü insanlardan değil, kendisini yeniden üreten bir toplumsal yapıdan kaynaklanır. Bu yapı içerisinde ayrıcalık, doğumla aktarılır; güç belirli çevrelerde toplanır ve dışarıda kalanların bedeli içeridekilerin refahına dönüşür. Society'nin yıllar sonra da etkisini korumasının nedenlerinden biri, bu soyut ilişkiyi son derece somut ve grotesk bir görüntüye çevirebilmesidir. Zenginlerin başkalarını tüketmesi, ekonomik sömürünün korku sinemasındaki en doğrudan karşılıklarından biri olarak kalır.
Sonuç olarak Society, yalnızca aşırı şiddeti ve beden korkusuyla hatırlanabilecek bir kült film değildir. Beverly Hills'in parlak yüzünü kullanarak sınıf, ayrıcalık, kalıtsal statü ve toplumsal dışlanma üzerine bir alegori kurar. Filmin en rahatsız edici yanı, canavarların toplumun dışında bulunmamasıdır. Canavarlar toplumun en saygın ve ayrıcalıklı kesiminin içindedir. Yuzna'nın grotesk dünyasında sınıf sömürüsü mecaz olmaktan çıkar ve bedensel bir eyleme dönüşür. Zenginlerin diğer insanları tüketmesi, filmin dünyasında olağan düzenin kendisidir. Bu nedenle Society'nin korkusu yalnızca bedenlerin parçalanmasından kaynaklanmaz. Asıl korku, tüketicilerin, düzenin zaten toplumun normal kabul edilen yüzünün altında bulunmasıdır.
Merhaba, ben Zehra Ekin Can. İzlediğim filmlerin sadece bende kalmasına kıyamadım. Bir sahnede hissettiklerimi, bir karakterin bana düşündürdüklerini paylaşmak; o hikâyeleri beraber çoğaltmak istedim. Bu yüzden her perşembe 'Perdeler Arasında' köşesiyle sizinle buluşuyorum. Sinemanın o büyülü dünyasından bana kalanları, bazen bir klasiği bazen de yeni bir keşfi kendi penceremden anlatıyorum. Sanatın bizi birleştirdiği o ortak noktada, aynı heyecanı paylaştığımızı bilerek yazmaya devam ediyorum.



