top of page
IMG_8944.JPG

Issız Adam'da Erkeklik Halleri

  • Hulusi Çakmak
  • 2 Ara 2025
  • 2 dakikada okunur

Çağan Irmak imzalı 2008 yapımı Issız Adam filmi, aradan yıllar geçse de en çok izlenen yerli romantik yapımlar arasına girmeyi başarıyor. 2025’de en çok izlenen eski filmler kategorisinde 4. sırada yer alan yapım, aşk filmleri arasında 1. sırada. (ortalama 54.000 seyirci-2025, Boxoffice verileri)


17 yılda ortalama -sadece sinema salonu gösterimlerinde- 2.842.000 seyirci sayısına ulaşan film, başarılı bir eser olmasının yanında toplumuzda oldukça yaygın görülen bir duruma parmak basıyor: Issız Adam Sendromu!


IMDB
IMDB

Cemal Hünal’ın canlandırdığı Alper karakterinin kaçıngan bağlanma stiline sahip olduğunu görüyoruz film boyunca. Günübirlik ilişkiler yaşaması, aşktan uzak durması hatta sevgiye inanmaması, sevgilisi Ada’yı (oyuncu: Melis Birkan) terk etmesi bu sendromun belirtileri arasında.


Ebeveynle kurulan sağlıksız ilişkinin bağlanma stillerini etkilemesi meselesi filmin odak noktası. Özellikle annesiyle sorunlu ilişkiler yaşaması, Alper’in aşk hayatını etkiliyor. Sevdiği insandan uzaklaşan kahramanımız melankolya ve depresyon çukurunda debeleniyor.


Kaçıngan bağlanma stiliyle açıklanabilecek ‘’Issız Adam Sendromu’’, modern şehirli erkek için bir mazeret! Tıpkı filmdeki Alper gibi sevgiye ve aşka inanmayan, ‘’one night style’’ takılan, her şeyi cinselliğe indirgeyen ve partnerini obje yerine koyan günümüz erkeği için etkili bir bahane.


Bilhassa ataerkil toplumlarda erkeğin elini rahatlatmak, onun sorumsuz hareketlerine bir kılıf uydurabilmek için güzel bir kaçış noktası. Patriarkal düstura göre; erkek duygularını bastıran, onları ifşalarsa kadınsılaşacağından korkan, ağlamayan sürekli ağlatan, agresif, pragmatik tavırlarla betimleniyor.


Kadın bireylerse duygularıyla ön plana çıkan, bu yüzden sürekli aldatılan, erkeğini kaybetmekten korkan, kaygılı bir portre çiziyor. Buna karşın Ada- Alper ilişkisini ve bağlanma stillerini doğrudan toplumsal cinsiyet rolleriyle açıklamak hatalı oluyor.

Fakat bu kıstaslar, sosyolojik zeminde bizlere bir değerlendirme imkanı da sunuyor. Kaçıngan kadın, ona kaygılı bağlanan erkek modelini de pek göremiyoruz.


Toplumsal bağları zayıflamış ve tüketim ekonomisinin kültürel yapısı ile şekillenen orta sınıflar için beden ve cinsellik önemli bir tüketim kalıbı olurken, geleneksel himaye ve aile kalıplarına sahip çıkmanın reddi yeni bir erkek kimliğine işaret etmektedir.


Tıpkı Alper gibi. Alper de bu tüketim kültüründen nasibini alıyor. Daha ufak bir yerde büyüyen kahramanımız mesleğinden dolayı şehre taşınınca bu yeni erkeklik kalıbının tüm niteliklerini taşıyor. Ailevi bağlarını reddediyor. Bu postmodernist insan, tüm değerlerini yok saydığından neye tutunması gerektiğini bilemiyor. Yüzeysel ilişkilerle aslında cinselliğin de içini boşaltıyor. Her türlü değerden bağını koparan Alper, sonunda etkili bir yalnızlığa hapsoluyor.


Maalesef Ada, bu tüketim kültürünün şekillendirdiği erkeklik modelinin kurbanı oluyor. Kendi ilişkilerinde özneden çok obje yerine konulan Ada’yı hazin bir son bekliyor. Hayatına yeniden yol vermek istese de, bunu ne kadar yapabiliyor, tartışmalı.


Hulusi Çakmak


Kaynaklar:

  • Boxoffice verileri

  • Doğan Aydoğan, Hegemonik Erkeklik Krizi ve Yeni Türk Sinemasında Erkeklik Halleri, Erciyes İletişim Dergisi, Ocak 2020, cilt 7, sayı 1, sy. 15

Yorumlar


Bize Ulaşın

 

© 2035 by ARA. Powered and secured by Wix 

 

bottom of page