Arrival: Dilin Politikası
- Zehra Ekin Can

- 11 Ara 2025
- 2 dakikada okunur
İsmini Dune filmiyle daha çok duymaya başladığımız, ses kategorisinde Oscar'ı da bulunan 2016 yapımı Arrival'ın yönetmeni Denis Villeneuve, filmde Sapir-Whorf hipotezini yeniden tartışmaya açarken, dil ve iktidar arasındaki ilişkiyi sorguluyor.

Arrival, dilin yalnızca iletişim aracı değil, aynı zamanda toplumsal algıyı ve kolektif davranışı belirleyen bir güç olduğunu hatırlatan bir anlatı sunar.
Filmde farklı ülkelerin aynı ifadeyi farklı biçimlerde yorumlaması, Sapir-Whorf hipotezinin temel iddiasını, dilin düşünmeyi yönlendirdiği fikrini somutlaştırır. Bu durum, özellikle kriz ve belirsizlik anlarında dilin toplumsal tepkileri nasıl biçimlendirdiğini gösterir.
Hipotezin güçlü yanı olan dilsel belirleyicilik, dilin düşünceyi sınırlandıracak kadar etkili olduğunu savunur. Toplumsal yaşamda bunun pek çok örneği vardır. Örneğin bazı dillerde akrabalık terimleri çok ayrıntılıdır; Türkçede hala, teyze, amca, dayı gibi ayrımlar İngilizcede tek kelimede karşılık bulur.
Bu ayrıntı, aile ilişkilerinin toplumsal önemini ve insanların sosyal dünyalarını nasıl örgütlediğini belirler. Benzer şekilde, Avustralya'daki bazı Aborjin topluluklarında yön tarifleri sağ-sol üzerinden değil, daima kuzey-güney-doğu-batı yönleriyle yapılır; bu durum bireylerin mekan algısını, hafıza yapısını ve çevresel farkındalığını belirgin biçimde etkiler. Arrival'da da tek bir kelime veya ifadenin farklı toplumlarda tamamen farklı sonuçlar üretmesi, dilsel belirleyiciliğin kriz anındaki toplumsal yorumları nasıl yönettiğini hatırlatır.
Dilsel görelilik ise dilin düşünceyi tamamen belirlemediğini, ancak dikkat ve algıyı yönlendirdiğini öne sürer. Bunun sosyolojik karşılıklarından biri, bazı dillerde gelecek zaman kipinin açık bir biçimde bulunmamasıdır. Örneğin Çince gibi dillerde gelecek, bugünden tamamen ayrı bir kategori olarak kodlanmadığı için bireylerin risk, tasarruf ve uzun vadeli planlama davranışlarının farklılaştığı görülür; zaman, dilsel olarak ayrı bir “sonra” kategorisi olmadan aktığı için gelecek daha yakın ve daha somut algılanır. Benzer biçimde, Doğu Asya dillerinde köklü bir yer tutan “face” yani yüz kaybı kavramı, toplumsal utanç ve onur ilişkilerini belirgin biçimde düzenler.
Bu kavram İngilizceye ödünçlenmiş olsa da, bazı toplumlarda böyle bir kültürel dilsel çerçeve hiç bulunmaz; Türkçede “yüzünü kara çıkarmamak” gibi ifadelerle kısmen karşılık bulsa da, Doğu Asya toplumlarında yüz kaybı sosyal düzeni organize eden temel bir ilkeye dönüşür. Arrival’da da elinde güç bulunan makamlarda olan kişilerin kelime seçimlerinin toplumda bir yerde panik, başka bir yerde ise temkinli iyimserlik yaratması, dilsel göreliliğin büyük ölçekli toplumsal etkilerine işaret eder.
Arrival dilin siyasetteki rolünü yalnızca görünür kılmakla kalmaz, aynı zamanda bu rolün ne kadar yönlendirici olabileceğini de gösterir. Devletlerin aynı mesajı kendi ideolojik çerçevelerine göre yeniden yorumlaması, dilin gerçeği açıklamaktan çok, gerçeği biçimlendiren bir araca dönüştüğünü ortaya koyar.
Politik figürlerin belirli söylemleri stratejik biçimde kullanması, toplumsal algının dil üzerinden kolaylıkla yönlendirilebildiğini gösterir. Film, anlam üretiminin kontrol edildiği bir dünyada siyasal kararların da kaçınılmaz olarak manipülasyona açık hale geldiğini ima eder. Bu açıdan Arrival, dilin yalnızca düşünceyi değil, hakikat üzerindeki denetimi de belirleyen bir unsur olduğunu biçimde hatırlatır.
Zehra Ekin Can
Kaynakça:
Edward Sapir (1929). The Status of Linguistics as a Science.
Benjamin Lee Whorf (1956). Language, Thought, and Reality.
Tursunova, M. X. (2025). Sapir–Whorf Hypothesis: The Influence of Language on Thought.
Stephen C. Levinson (2003). Space in Language and Cognition.
Keith Chen (2013). “The Effect of Language on Economic Behavior: Evidence from Savings Rates, Health Behaviors, and Retirement Assets.”
Ting-Toomey, S. (1994). “Face and Facework in Conflicts.”
Lera Boroditsky (2011). “How Language Shapes Thought.”




Yorumlar