top of page
IMG_8944.JPG

Distopya Neden Bu Kadar Tanıdık?

  • Yazarın fotoğrafı: Melis Özyurt
    Melis Özyurt
  • 6 gün önce
  • 2 dakikada okunur

Distopik Sinema ve Dizilerin Güncel Siyasal Atmosferle İlişkisi


DC Planet
DC Planet

Distopya anlatıları, yalnızca geleceğe dair karanlık senaryolar sunan kurmaca evrenler değil; aynı zamanda yaşanmakta olan siyasal, toplumsal ve kültürel süreçlerin yoğunlaştırılmış temsilleridir. Bu anlatılar, geleceği öngörmekten çok bugünü teşhis etme işlevi görür. Distopik film ve dizilerin günümüzde bu denli “tanıdık” gelmesinin temel nedeni, çağdaş siyasal atmosferin belirsizlik, güvensizlik ve sürekli denetim duygusu etrafında şekillenmesidir.


Modern distopyaların merkezinde genellikle gözetim, biyopolitik kontrol, olağanüstü hâlin süreklileşmesi ve hakların askıya alınması gibi temalar yer alır. Bu temalar, istisnai durumlar olarak değil, gündelik yaşamın sıradan bileşenleri olarak sunulur. Michel Foucault’nun iktidarı yalnızca baskı yoluyla değil, normlar ve gözetim aracılığıyla işleyen bir ilişki ağı olarak tanımlaması, distopik anlatıların siyasal mantığını açıklamak açısından önemlidir. Distopyalarda iktidar çoğu zaman görünmezdir; bireyler denetlendiklerini bilerek, hatta bunu içselleştirerek yaşarlar. Bu durum, çağdaş toplumlarda dijital gözetim, veri politikaları ve güvenlik söylemleriyle kurulan iktidar ilişkileriyle doğrudan örtüşmektedir.


Giorgio Agamben’in “istisna hâli” kavramı da distopik anlatıların güncelliğini açıklayan bir diğer önemli teorik çerçevedir. Agamben’e göre olağanüstü hâl, geçici bir durum olmaktan çıkıp kalıcı bir yönetim tekniğine dönüşmüştür. Distopik evrenlerde sıkça karşılaşılan askıya alınmış hukuk düzenleri, keyfî cezalandırma pratikleri ve “korunmaya değer” hayatlar ile “gözden çıkarılabilir” bedenler arasındaki ayrım, bu süreklileşmiş istisna hâlinin dramatik bir ifadesidir. Bu nedenle distopyalar, yalnızca otoriter rejimlerin değil; liberal-demokratik görünümlü yönetimlerin de karanlık potansiyellerini görünür kılar.


Distopik anlatıların tanıdıklığı aynı zamanda gelecek fikrinin aşınması ile de ilişkilidir. Fredric Jameson’ın belirttiği üzere, çağdaş kültürde geleceği hayal etmek giderek zorlaşmış; ütopya düşüncesi yerini felaket senaryolarına bırakmıştır. Distopya, bu anlamda kolektif bir hayal gücü krizinin estetik ifadesidir. Gelecek artık radikal bir dönüşüm alanı değil, bugünün daha sert, daha çıplak bir devamı olarak tahayyül edilmektedir.


Sonuç olarak distopik film ve diziler, yaşadığımız siyasal atmosferin bir yansıması olmaktan ziyade onun eleştirel bir yoğunlaştırmasıdır. Bu anlatılar bize “ne olacak?” sorusundan çok “zaten neyin içindeyiz?” sorusunu sordurur. Distopyanın tanıdık gelmesi, onun kehanet gücünden değil; gündelik hayatın siyasal gerçekliğine fazlasıyla yakın olmasından kaynaklanır.


Melis Özyurt



Kaynakça

  • Agamben, G. (2005). State of Exception. Chicago: University of Chicago Press.

  • Foucault, M. (1977). Discipline and Punish: The Birth of the Prison. New York: Pantheon Books.

  • Jameson, F. (2005). Archaeologies of the Future: The Desire Called Utopia and Other Science Fictions. London: Verso.

  • Zuboff, S. (2019). The Age of Surveillance Capitalism. New York: PublicAffairs.

  • Bauman, Z. (2013). Liquid Times: Living in an Age of Uncertainty. Cambridge: Polity Press.

Yorumlar


Bize Ulaşın

 

© 2035 by ARA. Powered and secured by Wix 

 

bottom of page