top of page
IMG_8944.JPG

Laurence Anyways: Bay (an) Hiçkimsenin Hikayesi

  • Hulusi Çakmak
  • 11 Şub
  • 2 dakikada okunur

Kanadalı yetenekli yönetmen Xavier Dolan’ın 2012’de gösterime giren filmi ‘’Laurance Anyways’’ hakkında konuşalım. Dolan’ın henüz 23 yaşında çektiği bu film önceki filmleri gibi daha minimal ölçekte bir yapım değil.


MUBI
MUBI

‘’I Killed My Mother ‘’ ve ‘’Les Amours Imaginaires’’ adlı ilk iki filmi hem süre hem mekanlar- oyuncular açısından daha minimal ölçekte çekilmiş filmlerdi. Laurance Anyways ise 168 dakikalık süresiyle yönetmenin önceki filmlerinden çok daha uzun. İzlemesi biraz daha zor. Ama kendine has dili ve dünya yaratma becerisiyle Dolan’ın bu yapımını da zevkle izliyoruz.


Trans kadın hikayesinin dışında aşkı da seyirciye sorgulatan film, Laurance adlı öğretmenin ‘’kadın’’ olduğunu kabullenme süreciyle beraber iş, aile ve aşk dünyasındaki değişimlerini seyrediyoruz.


Film 90’larda geçiyor. 10 yıllık bir süreyi anlatıyor. Önce okuldaki işinden atılan Laurance’ın annesiyle olan sorunlarını, kız arkadaşı Fred’le olan ilişkisini merakla seyrediyoruz. Cinsel kimliğinin kadın olduğunu kabullenen Laurance’in sevgilisine açılması, tansiyonu yükselten noktalardan biriydi şüphesiz.


Öğrencilerine ve iş arkadaşlarına açılma süreci, kitap çıkarmak istemesi, ailesiyle yaşadığı sorunlar derinlemesine işleniyor. Ancak sevgilisi Fred’le yaşadığı çetrefilli durumlar beni daha çok meraklandırdı.


Fred, erkek arkadaşının aslında kadın olduğunu öğrenince yaşadığı buhrana yenilmiyor. Her ne kadar sinirlense de ,ne yapacağını bilmese de ona destek oluyor. Başka partnerler bulsalar da birbirlerine çekiliyorlar. Adına aşk, alışkanlık, takıntı, pür sevgi ne derseniz deyin Fred ve Laurance arasındaki bu çekim, bu bağ cinsellikten de öte bir durum olarak seyirciye sunuluyor.


Filmin en bilinen sahnesi, gökten elbiselerin yağdığı kısımdır. Zaten Dolan’ın filmlerinde önemli rol oynayan stilizm burada da kendini gösteriyor. Filmleri renklere boyanmış gibi. Kıyafet, takı, dekor, makyaj, obje Dolan sinemasında önemli yer tutuyor.


Filmi başarılı kılan bir diğer nokta da başrol oyuncuları.


Melvil Poupaud’un Laurance’ın duygu durum grafiğini başarılı bir şekilde çizip bize yansıtması gayet hoş. Ama şahsen ben Fred karakterine can veren Suzanne Clement’i daha çok sevdim. Ondan başkasının Fred olamayacağı kanısındayım.

Bir yanda sevdiği adamın cinsel kimlik meselesi öte yanda toplumsal dinamikler arasında kalan bu sıkışmayı da bize çok iyi aktaran Clement, alkışı sonuna kadar hak ediyor. Restorandaki tirat sahnesi bu konuya ufak bir örnek.


Bu filmi sevme nedenlerimin başında aşk denen olgunun cinsel kimlik ve seks ikileminden başka, daha öte, daha ulvî veya daha aşağı olmayacak bir şekilde yorumlanması. Dolan’ın bu yorumu sanırım aşka getirilen en iyi tespitlerden biri.

 
 
 

Yorumlar


Bize Ulaşın

 

© 2035 by ARA. Powered and secured by Wix 

 

bottom of page