top of page
IMG_8944.JPG

Tenceredeki Devrim: Tahinin Humusa Sızan Sessiz İktidarı

  • Yazarın fotoğrafı: Melis Özyurt
    Melis Özyurt
  • 11 Nis
  • 2 dakikada okunur
Elif Özcan
Elif Özcan

Bu hafta da kafamdaki siyasi düşünceler mutfaktan uzak kalamadı...


Toplumsal dönüşümü hep meydanlardaki büyük gürültülerde, barikatların ardındaki sloganlarda aramaya alışmış bir dünyada; Asef Bayat bize bambaşka, çok daha "insan" ölçekli bir perspektif sunuyor. Batı’nın "Ortadoğu değişmez" diyen oryantalist durağanlık algısını ya da bölgeyi sadece "irrasyonel öfke" penceresinden gören olağanüstülük yanılgısını elinin tersiyle itiyor. Onun yerine, sıradan insanların (yoksulların, kadınların, gençlerin) otoriteyle kurduğu o ince, sessiz ve derinden giden "var olma sanatı"nı koyuyor. İşte o tahinin o humusa sızma hikâyesi, tam da bu sanatın en lezzetli ve en yıkılmaz kalesidir.


Bayat’ın "sıradan olanın sessiz tecavüzü" (quiet encroachment) olarak adlandırdığı bu süreç, madunların kentin imkânlarına, kamusal alana ve hatta normlara sessizce el koyma pratiğidir. Bu eylemler büyük bir ideolojik bayrak taşımaz; aksine atomize bireylerin hayatta kalma ve kendi normlarını dayatma becerisidir. Mutfak bu noktada sadece yemek pişirilen bir yer olmaktan çıkar; Bayat’ın deyimiyle "gayri-hareket"in (non-movement) kalbi haline gelir. Ermeni mutfağının İstanbul’un meyhanelerinden fırınlarına, oradan da sokaklara taşan kokusu, aslında siyasi bir bildiri yayınlamadan kentin dokusuna sızma halidir.


Bu sessiz ilerleyişin gücü, "edilgen ağlar" (passive networks) dediğimiz o görünmez bağlarda gizlidir. Bir şarküteri kuyruğunda gerçek tahinin nerede bulunacağına dair fısıldaşan iki kişi ya da bir tarifin peşinde koşan binlerce ev, birbirini tanımasa da zımnen aynı "sessiz tecavüz"ün parçası olurlar. Bayat’ın "yağmur damlası" analojisi tam da buraya oturur: Tek bir damla sadece ıslatır ama milyonlarca benzer edim (örneğin herkesin o "kaçak" ya da "aykırı" lezzeti yaşatması) zamanla kentin kimliğini normalleştirir ve meşrulaştırır. O tahin humusa karıştığında, aslında homojenleştirilmeye çalışılan bir kentsel yapıya karşı "sessiz ama kalıcı" bir özerklik alanı inşa edilmiş olur.


Sonuç olarak, mutfaktaki bu devinim bir "direniş" değil, hayatın kendisinin bir siyasal duruş haline gelmesidir. Bayat’ın dediği gibi, yoksullar kaçık hatlarla elektrik çekerken nasıl "kent haklarını" yönetimselliğe kazıyorlarsa; mutfaklarda tüten o dumanlar da kültürel hafızayı kamusal alana sessizce dayatır. Tahinin humusa girmesi, zorunluluktan doğan bir hayatta kalma taktiği olduğu kadar, "biz hâlâ buradayız" demenin en mahrem ve yıkılamaz yoludur.


Melis Özyurt


Kaynak:

Asef Bayat- Var Olma Sanatı

Yorumlar


Bize Ulaşın

 

© 2035 by ARA. Powered and secured by Wix 

 

bottom of page