İstanbul’da Yaşamak mı, İstanbul’u Tüketmek mi?
- Melis Özyurt

- 7 Şub
- 3 dakikada okunur

Bir şehirde yaşadığınızı nasıl anlarsınız?
Yolunu ezbere bildiğiniz sokaklardan mı, her sabah selam verdiğiniz esnaftan mı, yoksa artık bakmadan geçtiğiniz manzaralardan mı?
Bugün İstanbul’da tuhaf bir eşikte yaşıyoruz. Şehir hâlâ milyonlarca insan için bir ev. Ama aynı zamanda, milyonlarca insan için bir deneyim nesnesi. Bir fon. Bir içerik. Bir tüketim alanı.
Ve belki de ilk kez, İstanbul’da yaşayanlarla İstanbul’u tüketenler aynı insanlar değil.
Şehir Bir Yaşam Alanı Değil, Bir Sahneye Dönüştüğünde
Tarih boyunca şehirler, insanların hayatlarını kurdukları yerlerdi. Henri Lefebvre’in dediği gibi, şehir sadece binalardan oluşmaz; şehir, gündelik hayatın üretildiği bir mekândır. İnsanların yürüdüğü, beklediği, sıkıldığı, sevdiği ve yaşadığı bir organizmadır.
Ancak bugün İstanbul’da giderek farklı bir ilişki biçimi ortaya çıkıyor: yaşamak yerine deneyimlemek.
Karaköy’de bir kahve içmek artık sadece kahve içmek değil. Bir deneyimi gerçekleştirmek. Balat’ta yürümek, bir mahallede dolaşmak değil, bir rotayı tamamlamak. Bir vapura binmek, ulaşım değil; bir manzarayı tüketmek.
Bu değişim, şehri bir yaşam alanından çok, bir gösteri alanına dönüştürüyor.
Gösteri Toplumu ve Şehrin Metalaşması
Guy Debord, 1967’de yazdığı Gösteri Toplumu kitabında modern toplumun giderek deneyim yerine temsil üzerine kurulduğunu söyler. Artık insanlar yaşamaz; yaşadıklarının imgelerini üretir ve tüketir. Bugün İstanbul tam olarak böyle bir şehre dönüşüyor.
Şehir, içinde yaşanan bir yer olmaktan çok, gösterilen bir şeye dönüşüyor. İnsanlar artık bir yerde bulunmak için değil, orada bulunduklarını göstermek için oradalar. Bir mekânın değeri, orada yaşanan deneyimin derinliğiyle değil, ne kadar paylaşılabilir olduğu ile ölçülüyor. Şehir, yaşayanların değil, görüntüleyenlerin şehrine dönüşüyor.
Aidiyetin Yerini Geçicilik Aldığında
Marc Augé, modern dünyada “yer” ile “yok-yer” arasında bir ayrım yapar. Yer, hafızanın ve aidiyetin olduğu mekândır. Yok-yer ise sadece geçilen, tüketilen ama asla sahiplenilmeyen mekândır.
Bugün İstanbul’un giderek daha fazla yok-yer ürettiğini görüyoruz. Aynı kahveler, aynı mekânlar, aynı deneyimler. Birbirinin yerine geçebilen, herhangi bir şehirde de var olabilecek mekânlar. İstanbul’a özgü olmayan bir İstanbul.
Bu durum, şehri yaşayanlar için bile yabancılaştırıyor. Çünkü bir yere ait hissetmek, o yeri tüketmekten farklıdır. Tüketilen şey, asla ait olunan şey değildir.
İstanbul Hâlâ Bir Ev mi, Yoksa Bir Arayüz mü?
Belki de asıl soru şu: İstanbul hâlâ bir ev mi, yoksa sadece bir arayüz mü? Bir ev, içinde yaşadığınız yerdir. Bir arayüz ise içinden geçtiğiniz.
Bugün İstanbul’da birçok insan şehrin içinden geçiyor, ama onun içinde yaşamıyor. Şehirle kurulan ilişki derinlikten çok yüzeysellik üzerine kurulu. Hafızadan çok görüntü üzerine.
Bu nedenle İstanbul artık sadece bir şehir değil. Aynı zamanda sürekli tüketilen bir imge. Ve belki de en büyük dönüşüm tam olarak burada gerçekleşiyor: İstanbul değişmiyor sadece. İstanbul’la kurduğumuz ilişki değişiyor.
Bir Şehir Yaşanarak mı Var Olur, Yoksa Tüketilerek mi?
Bir şehri yaşamak, onun içinde zaman biriktirmektir. Aynı sokaktan defalarca geçmek. Aynı vapura yüzlerce kez binmek. Bir manzaraya bakmayı bırakacak kadar ona alışmak.
Bir şehri tüketmek ise onu sürekli yeniden keşfetmek zorunda olmaktır. Çünkü tüketilen şey kalmaz, sadece yenisi aranır. Bugün İstanbul, bu iki deneyimin arasında sıkışmış durumda. Bazıları hâlâ burada yaşıyor. Bazıları ise sadece buradan geçiyor.
Ve belki de modern İstanbul’un en temel gerilimi tam olarak bu soruda yatıyor:
İstanbul’da gerçekten yaşıyor muyuz, yoksa sadece onu tüketiyor muyuz?
Melis Özyurt
Kaynakça
Debord, Guy. Gösteri Toplumu. Ayrıntı Yayınları, 1996.
Lefebvre, Henri. The Production of Space. Blackwell, 1991.
Augé, Marc. Non-Places: Introduction to an Anthropology of Supermodernity. Verso, 1995.
Simmel, Georg. Metropolis and Mental Life. 1903.
Harvey, David. Rebel Cities: From the Right to the City to the Urban Revolution. Verso, 2012.
Zukin, Sharon. The Cultures of Cities. Blackwell, 1995.




Yorumlar