top of page
IMG_8944.JPG

Korku Zamandan Taşarken: Evil Dead Burn ve Summerween

  • Yazarın fotoğrafı: Zehra Ekin Can
    Zehra Ekin Can
  • 5 gün önce
  • 4 dakikada okunur

Yeni Evil Dead filmi Evil Dead Burn’ün yaz ortasında vizyona girmesi, korku sinemasının giderek değişen takvimine iyi bir örnek oluşturuyor. Korku filmleri uzun yıllar boyunca özellikle sonbahar ve kış aylarıyla ilişkilendirildi. Halloween’e yaklaşan haftalar, erken kararan havalar ve soğuk mevsimin kapalı mekanlara çekilen atmosferi, türün doğal zamanı gibi kabul edildi. Stüdyoların korku filmlerini bu dönemlerde öne çıkarması da korkuyla sonbahar arasındaki bağı güçlendirdi.


Bu nedenle temmuz ayında büyük bir korku serisinin yeni filmiyle karşılaşmak, yalnızca bir vizyon tarihi tercihi olarak görülmemeli. Korkunun belirli bir mevsime ait olduğu düşüncesinin zayıfladığı daha geniş bir değişimin parçası olarak okunabilir. Tür artık yılın birkaç haftasında hatırlanan sezonluk bir eğlence olmaktan çıkıyor; sinema programlarından sosyal medyaya, giyimden ev dekorasyonuna kadar yıl boyunca görünür hale geliyor.


Evil Dead serisinin bu değişim içindeki yeri de tesadüfi sayılmaz. Sam Raimi’nin 1981 tarihli The Evil Dead filmiyle başlayan seri; doğaüstü korkuyu yoğun kan kullanımı, grotesk bedenler ve zaman zaman absürtleşen bir mizahla bir araya getirdi. Evil Dead II korku ile komedi arasındaki çizgiyi neredeyse tamamen ortadan kaldırırken, Army of Darkness seriyi fantastik bir maceraya dönüştürdü. Daha sonraki filmler ise bedensel şiddeti ve aile içindeki korkuyu daha ciddi bir tonla ele aldı.


Seri böylece korkunun yalnızca karanlık, ağırbaşlı ve tek biçimli olması gerektiği düşüncesine hiçbir zaman tam olarak uymadı. Evil Dead Burn’ün yaz döneminde gösterime girmesi de serinin bu taşkın karakteriyle örtüşüyor. Ancak filmin temmuz vizyonunu asıl anlamlı kılan, korkunun yaz aylarında giderek daha geniş bir kültürel alana sahip olması. Bu alanın son yıllardaki en görünür adlarından biri ise Summerween.


“Summer” ve “Halloween” sözcüklerinin birleşiminden oluşan Summerween, Halloween estetiğinin yaz aylarına taşınmasını ifade ediyor. Kavram, 2012’de yayımlanan Gravity Falls bölümünde ortaya çıktı. Dizinin kurmaca kasabasında insanlar yazın ikinci bir Halloween kutluyor; balkabağı yerine karpuz oyuyor, kostümler giyiyor ve korku geleneklerini sıcak havaya uyarlıyordu. Başlangıçta dizinin dünyasına ait olan bu fikir, daha sonra hayranların düzenlediği partiler, korku filmi maratonları ve sosyal medya paylaşımlarıyla gerçek bir kültürel pratiğe dönüştü.


Summerween’in dikkat çekici tarafı yalnızca Halloween’i erkene alması değil. Korkunun nasıl görünmesi gerektiğine dair yerleşik kabulleri de değiştiriyor. İskeletler havuz kenarına yerleşiyor, hayaletler güneş gözlüğü takıyor, siyah ve turuncunun yanına pembe, mavi ve pastel renkler ekleniyor. Korku ile yaz eğlencesi arasında var olduğu düşünülen karşıtlık ortadan kalkıyor.


Böylece korku, kendisine ayrılmış estetik alandan dışarı çıkıyor. Karanlık ve tehditkar olmak zorunda kalmadan da korku kültürüne ait olunabileceği görülüyor. Summerween’de korku yalnızca ürperme hissi üretmiyor; mizahın, oyunun, dekorasyonun ve topluluk duygusunun parçası haline geliyor. Korku hayranları türle kurdukları ilişkiyi yalnızca film izlemekle sınırlamıyor, onu gündelik hayatlarına taşıyor.


Dick Hebdige’in alt kültür ve üslup üzerine düşünceleri, Summerween’in bu yönünü açıklamak için kullanılabilir. Hebdige’e göre alt kültürel gruplar, hakim kültürün nesne ve sembollerini alışılmış anlamlarından çıkararak yeniden düzenler. Sıradan bir nesne farklı biçimde kullanıldığında yalnızca görünüşü değil, taşıdığı toplumsal anlam da değişir. Üslup böylece kişinin kendisini hakim zevklerden ayırmasının ve belirli bir gruba ait olduğunu göstermesinin yollarından biri olur.


Summerween de korku kültürünün bilinen sembollerini yerlerinden çıkararak çalışıyor. Halloween’e ait olduğu düşünülen işaretler yazın içine yerleştirildiğinde yeni anlamlar kazanıyor. Bu yeniden kullanım, korkunun yalnızca belirli bir tarihte ve belirli bir görünüm içinde yaşanması gerektiğine yönelik küçük bir karşı çıkış içeriyor.


Fakat Hebdige’in yaklaşımında alt kültürel üslubun ana akımla ilişkisi yalnızca karşı çıkıştan ibaret değildir. Başlangıçta farklı ve uyumsuz görünen bir tarz, görünürlük kazandıkça ticari kültür tarafından tanınır. Daha sonra ürünlere, koleksiyonlara ve kolayca tüketilebilecek bir kimliğe dönüştürülerek yeniden piyasaya dahil edilir.


Summerween de benzer bir yol izliyor. Hayranların kendi aralarında yaygınlaştırdığı bir estetik, kısa sürede markaların yaz koleksiyonlarına ve mağazaların sezonluk bölümlerine taşındı. Amerika başta olmak üzere hayalet süsleri, canlı renklerde iskeletler, korku temalı plaj ürünleri ve erkenden satışa çıkarılan Halloween dekorasyonları giderek daha yaygın hale geldi. Hayranların korkuyu ekim ayının dışına çıkarma arzusu, şirketler açısından yeni bir tüketim dönemi yarattı.


Bu durum Summerween’i yalnızca yapay bir pazarlama kampanyasına indirgemiyor. Ortada gerçekten korkuyu yıl boyunca yaşamak isteyen bir hayran topluluğu bulunuyor. Ancak bu topluluğun oluşturduğu dil, piyasa tarafından hızla tanınarak hazır bir estetik pakete çevriliyor. İnsanların kendi aralarında ürettiği kültürel pratik, kısa süre içinde aynı insanlara satın alabilecekleri ürünler biçiminde geri dönüyor.


Summerween bu nedenle hem özgürleştirici hem de çelişkili bir alan. Korku hayranlarına türün zamanını ve görünüşünü yeniden belirleme imkanı veriyor. Korkunun sonbahara, karanlığa ve belirli bir ciddiyet anlayışına ait olmadığını gösteriyor. Fakat bu sınırlar aşıldığı anda piyasa yeni bir sınır çiziyor ve Summerween’i ayrı bir alışveriş sezonu olarak tanımlıyor.


Evil Dead Burn’ün yaz vizyonu da bu ortam içinde anlam kazanıyor. Film Summerween’i anlatmıyor ve doğrudan bu eğilimden doğmuyor. Yine de korkunun yaz aylarında görünür, paylaşılır ve pazarlanabilir hale geldiği kültürel iklimin içinde seyirciyle buluşuyor. Bir zamanlar yaz programının dışında düşünülmesi daha kolay olan korku sineması, artık sezonun diğer büyük yapımlarıyla aynı alanda yer alabiliyor.


Korkunun yıl boyunca dolaşıma girmesi, türün kalıplarından çıktığını gösterirken aynı zamanda yeni pazarlama biçimlerinin önünü açıyor. Summerween’in temel çelişkisi burada bulunuyor: Korku ekim ayından kurtuluyor, fakat boşlukta kalmıyor. Hayranların elinde yeni bir ifade ve aidiyet biçimine, piyasanın elinde ise satılabilecek yeni bir sezona dönüşüyor.


Evil Dead Burn yaz ortasında sinema salonlarına gelirken korku artık sonbaharın yaklaşmasını beklemiyor. Seyirci de beklemiyor; piyasa ise bu yeni alışkanlığın hemen arkasından geliyor.


Zehra Ekin Can

Yorumlar


Bize Ulaşın

 

© 2035 by ARA. Powered and secured by Wix 

 

bottom of page