Prenses Erkeklik Algısı Anti- Feminist Mi?
- Hulusi Çakmak
- 9 Ara 2025
- 2 dakikada okunur
Sosyal medyada çokça gördüğümüz bir tabir: Prenses Erkekler!

Peki gerçekten öyle mi?
Ataerkil toplumların en büyük özelliği belirli rolleri, meslekleri, vasıfları kadın- erkek ikilemine indirgeyerek çeşitli hâllere sokmaları.
Örneğin erkekten hesabı ödemesi, çok bakımlı olmaması, modayı takip etmemesi, et yemesi, pragmatik olması, duygularını gizlemesi, burcunu bile bilmemesi beklenirken kadından vegan olması, modaya uygun giyinmesi, süse püse önem vermesi, doğum haritasına hakim olması, duygusal olması isteniyor.
Neden? Tüm bu şeylerin gerçekten cinsiyetle bir ilgisi var mı?
‘’Erkeklerin mavi, kızların pembe giymesidir.’’
Bu kadar kolay bir şekilde tanımlanabilir toplumsal cinsiyet dediğimiz mevzu.
Instagram’da ve Tiktok’ta defalarca önümüze düşen, bu meseleyi tiye alan videolar olduğu kadar şu son akım prenses erkeklere yakından bakmakta fayda var. Aslında mevzu yeni değil. Bizim tarihimizde taaa Tanzimat’a kadar giden bir konu.
Erkeklerin modayı yakından takip etmesi, futbola ilgisiz erkeklerin varlığı, et yemeyi sevmemeleri, pembe rengi giymeleri onların kadınsılaştığını göstermez. Nitekim bu özelliklerin hiçbiri doğrudan kadınlıkla ilişkilendirilemez. Böyle bir korelasyon bilimsel olarak yok. Tüm bu değerler erkeklik algısının toplum nezdinde değiştiğinin bir göstergesi sadece.
‘’Prenses Erkeklik’’ se sadece bir semptom. Toplumun yeni cinsiyet rollerine adapte olma(ma) çabası. Tanzimat romanlarından Araba Sevdası’nın başkarakteri Bihruz Bey, dönemince efemine bulunur. Çünkü Batı özentisi bir tiptir. Yani batılı erkek ‘’daha az erkek’’miş gibi kabul edilir. Doğulu erkek güçlü, sözünü dinleten ve toplumun normlarıyla bütünleşen bir yapıda gibi algılanır.
Alafranga tipi 90’lı yıllarda yerini metroseksüel erkeğe bırakır. Doğu- Batı kıyaslamasına dayanan ‘’kültür kamp’’ çizgisinde ilerleyen toplumsal cinsiyet prangası farklı bir noktaya evirilir. Şu anki adıyla prenses erkekler…
Ataerkil kültür varlığını sürdürdüğü müddetçe erkeklik ve kadınlık paradigmaları hep bir sorgulama içine girecek, bireyler cinsiyet kalıplarının geleneksel ve modern varyantları arasına sıkışıp kalacaklardır.
Yeni erkeklik hâlleri isimlendirilirken ‘’kadınlık’’a gönderme yapılması, aslında kadınlar için pejoratif bir durum. Kadınların daha duygusal hatta kırılgan, zayıf, aciz, başkasına ihtiyaç duyan, içtiği kahvenin dahi hesabını ödemeyen onu da bir erkeğe ödeten ancak bir erkekle var olabilecek bireyler olarak tasvir edilmeleri, erkeğin ‘’centilmenlik’’ adı altında onların kapısını açmaları, sandalyelerini çekmeleri hakları için mücadele eden emekçi kadınlara ve feminist duruşa yapılmış en büyük hakarettir.
Hulusi Çakmak




Yorumlar