Tom Çiftlik’te: Arzunun Etik Sınırları
- Hulusi Çakmak
- 25 Şub
- 2 dakikada okunur
Sinema ‘’güzel’’i ve ‘’estetik’’ olanı ön plana çıkararak kendi içinde bir algı yaratmıyor mu? Jönler, jönfiler neredeyse evrensel olarak kabul edilebilecek kriterlerle başrollerde değil mi? Çirkin bir adam başrolde öpüşme sahnesi çekemez mi?
Xavier Dolan imzalı, 2013 yapımı ‘’Tom Çiftlik’te’’ şiddet-aşk ikilemi, Stockholm sendromu, iyileştirici ruh gibi temalar çerçevesinde konuşulsa da bence en başta bu ‘’güzellik algısı’’yla değerlendirilmeli.

Başrollerini Xavier Dolan ve Pierre Yves Cardinal’in paylaştığı film, ölen sevgilisinin cenazesi için onun memleketine giden Tom’u anlatıyor. Dolan’ın diğer filmlerinde olduğu gibi ana karakterler homoseksüel bireylerden oluşuyor. Tom erkek arkadaşının abisiyle (Francis’le) tanışıyor ve aralarında bir gerilim oluşuyor. Bu cinsel gerilim baskıya hatta şiddete dönüşüyor.
Konuşmak istediğim mesele tam da bu.
Çünkü film ilerledikçe şiddete maruz kalan Tom’un şiddet faili olan Francis’ten kopamadığını görüyoruz. Onu kurtarmaya çalışan iyileştirici bir ruh olarak görüyor kendini. Hatta zorbasına aşık olan bir Stockhom sendrom vakası olarak da değerlendirilebilir.
Francis’le kurduğu özdeşim aslında ölen sevgilisiyle kuruluyor diyen de var. Tüm bu değerlendirmelerin ötesinde Francis yakışıklı, çekici ve güzel bir adam olmasa ikisinin arasındaki cinsel tansiyon seyirciye geçmez miydi? Ya da şöyle soralım: Francis çirkin bir zorba olsa, biz de ondan nefret etsek daha iyi olmaz mı? Yani Francis’in güzel olması ona duyduğumuz nefreti azaltıyor mu? Şiddet faili olsa bile?...
Katilin veya zorbanın kısacası kötü karakterin güzel olması, yaptığı fiilin etkisini değiştiriyor mu? İşlediği günah hafifliyor mu? Neyse ki yakınlaşma ve dans sahnelerinden sonra Tom ve Francis arasında bir öpüşme, bir sevişme sahnesi görmüyoruz. İkili sevgili olmuyor. Tom, yediği dayakları unutup ‘’aşık oldum’’ geyiği çekmiyor neyse ki..
Ama bu konuyu ciddi görüyorum. Bilhassa görsel/ gösteri sanatlarında anti kahramanın veya kötü karakterin cazibeli, çekici olması seyircinin ona olan bakışını değiştiriyor. Francis çirkin bir adam olsa Tom’la dans ettikleri sahnede aralarındaki cinsel gerilim seyirci tarafından kabul edilmezdi belki. Veya edilse de seyirci kafasında ‘’ya aslında yakışıyorlar da…’’ diye geçirmezdi. Francis’in o an ilan-ı aşk edip, yaptıkları için özür dilemesi, akabinde de aşk yaşamaları şeklinde ilerleyen bir senaryo seyirciden kabul görür müydü?
İşte tüm mesele de bu. Francis’n güzel değil de çirkin olması bu sorunun cevabını değiştiriyor. Oysa hiçbir alternatifte değişmeyecek bir netice var. Ancak güzellik algısı ve güzele olan ilgi tüm bu meselelere olan mesafeyi de değiştiriyor.
Buna halo (hâle) etkisi deniyor. Dışı güzel olan insanların içinin de güzel olacağına inanmak hale etkisine ufak bir örnek. Bilişsel bir önyargı veya karar verebilmek için beynimize çektiğimiz ufak bir muamele. E tabi güzel olanı sevmeye, onu affetmeye daha bi meyilliyiz.
Akademisyen Laura Melvey’in bakış kuramı da bunu doğrular. Seyirci güzel olana karşı körleşir. Ondan etkilendiği için onun fillerini de meşrulaştırır.
Tom Çiftlik’te arzunun etik sınırlarını zorlayan güzel oğlan imgesiyle şiddetin ve erotik gerilimin ortasında seyirciye noir film havasında baskı uygulayarak Hitchcockvâri bir eser sunar.
Hulusi Çakmak
REF.
*Halo etkisi için bkz: evrimagacı.org
*Laura Melvey’in ‘’Görsel Haz ve Anlatı Sineması” adlı makalesi




Yorumlar